Hacker’ın bilgisayarını çalanın sonu…

Güvenlik konferansı Def Con‘un on sekizincisinden bir videoyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu videoda bir heykır’ın bilgisayarını çalanın (veya çalındıktan sonra kullananın) başına neler geldiğini eğlenceli bir şekilde izleyebilirsiniz. Tabii kendisini bir güvenlik uzmanı olarak tanımlayan bir kişinin veri güvenliği açısından ne gibi ihmalkârlıklara imza attığını da görünce şok geçirebilirsiniz. Ya da geçirmezsiniz ama kendi kendinize ben ne yapıyorum, yuh bana diyebilirsiniz.

Bu videodaki içeriklerin memleketimin kanunlarına göre (en azından burada icra edilse) suç kabul edilebileceğini tahmin ediyorum. Ama nasıl olduysa ABD’de yayınlanmasında bir sakınca görmemişler. En azından kişisel hayatın gizliliği gibi şeylere aykırı. O sebeple göreceğiniz şeylere hazırlıklı olun ve sorumluluğunu alarak izleyin. Videonun dili İngilizce. Sunumu yapan kişi ise MIT’den Dr. Zoz Brooks.


Facebook’ta bir garip sansür

Özellikle virüs koruması yanında güvenlik duvarı hizmetleri sağlayan yazılımların önemli bir bileşeni olan kullanıcı kaynaklı itibar yönetimi sistemleri, herkesin bilgi sunabildiği ve bu şekilde kendiliğinden keşfedilemeyen sorunların anlaşılmasını sağlayan önemli bir sistem. Aynı itibar denetim sistemleri toplumsal kitle iletişim ortamlarında da kendisini göstermeye başlamış durumda. Elbette işin içine din, siyaset, dünya görüşü ve bunlar gibi ucu bucağı olmayan konular girince iş çığırından çıkıyor. Meşhur “kime göre, neye göre” sorusu sorulmaya başlandığında olay şu hale gelebiliyor:

Resmin büyük hali için üzerine tıklayın

Kimine göre ağzı bozuk gençler olan ama benim haber tarzını sevdiğim The Inquirer sitesinin yayınladığı Vatikan hakkında “atıp tutan” bir habere karşı gösterilen tepkiler sonucu Facebook bu haberin “çok fena” olduğuna kanaat getirerek yayınlanmasını engelliyor. Elbette ben de “neresi sakıncalı ulan?!?” diyerek şikayeti şikayet ettim fakat bilmem kaç trilyon tane mümine karşı fazla şansım olduğunu düşünmüyorum. Benzer sorun Trend-Micro’nun olur olmaz siteleri (örneğin T.C. Millî Eğitim Bakanlığı) engelleyen web itibar sisteminde de yaşanıyor. Ayrıca garip ülkemde değişik vatandaşların “tu kaka” dediği internet siteleri de katalog suç kapsamında değerlendirilip mahkeme kararı olmadan tedbir olarak kapatılıyor.

İnsanların fikirlerini belirtmeleri güzel şey fakat sansüre doğru koşar adım yola girildiğini ne zaman anlayacağımızı merak ediyorum. İş işten geçmeden kitlelerin demokratik hak ve özgürlüklere tecavüz etmesini engellememiz gerekiyor. Bilginin en hızlı aktığı ve aynı hızda önünün kesilebildiği internet ise bu savaşın verilmesi gereken öncelikli mecra olduğunu düşünüyorum.

YouTube tekrar kapanacak mı?

Türkiye’de internetin özgürlük savaşı haline gelen YouTube memleketime geri gelir diye pek sevindim velâkin on beş dakika önce yapılan bir basın duyurusunda gelişmelerin bu yönde olmayacağı bilgisini verir nitelikte. Zira Google telif hakkı ihlali bahanesini kabul etmemiş gibi görünüyor.

Google’ın Türkiye’deki halkla ilişkiler ajansı Grayling’den 1 Kasım 2010 saat 21:15’te gelen açıklamayı nokasına dokunmadan kopyalayıp yapıştırıyorum:

YouTube yetkilileri yaptıkları açıklamada; ‘’Geçtiğimiz haftasonu YouTube hakkındaki erişimi engelleme kararı Türk mahkemesi tarafından kaldırıldı ve Türkiye’deki kullanıcılar 2 yıl gibi bir sure sonrasında tekrar siteye erişim imkanına sahip oldular. Erişim engelleme kararı, küresel çapta bir hizmetimiz olan YouTube.com’da bulunan, Türk kanunları kapsamında yasalara aykırı sayılan fakat halihazırda Türkiye’deki kullanıcıların erişimine kapatmış olduğumuz bir takım videoların global olarak siteden kaldırılması talebi sonucunda işleme konmuştu. Bu talebi, Türkiye kanunlarının Türkiye dışında geçerli kılınma zorunluluğu olmadığına inandığımızdan geri çevirdik.

Erişim engelleme kararı, Türkiye’de Internet Kurulu tarafından Almanya’da bulunan bir şirketin mevcut ‘otomatik telif hakları şikayet’ mekanizmasını kullanarak, YouTube.com’dan söz konusu videoları silmesi sonucunda kaldırılmıştır. Konuyu araştırdığımızda, bu videoların telif hakları politikamızı ihlal etmediği sonucuna vardık ve videolar Türkiye’den ulaşılamayacak bir şekilde yeniden siteye yüklendi. Türkiye’deki kullanıcılarımızın YouTube’a sorunsuz bir şekilde erişmeye devam edebilmelerini diliyoruz.’

Her ne kadar hakaretten değil telif  haklarından dolayı bu işten kurtardık dediysek de kaziye-i anha öyle değilmiş. Hz. Google telif hakkı sahibinin başvurusunu dikkate alıp tedbir olarak videoları kaldırdıktan sonra “yok be iyiymiş böyle, valla bizim kullanım şartlarımızı ihlal etmiyorlar. Size kolay gelsin” demeyi tercih etti.

Garip bir çelişki

En komik durum ise bize zaten teknik olarak görüntülenemeyen videoları başkalarının görmesini engellemese de iptidai biçimde bu yayını yapan siteye erişimi engellemek olsa gerek. Daha da bir şey demiyorum.

YouTube gelir paldır küldür…

Video paylaşım ve telif hakkı ihlal sitesi YouTube, Türkiye’deki engelinden kurtuluyor. Elbette bu engelden tam olarak bizim istediğimiz gibi kurtuluyor diyemeyiz zira bazına yansıyan en güncel haberlere göre Mustafa Kemal‘e ve diğer karşı saygısız davranılmasından ziyâde telif hakkı başkasına ait olan görsel malzemenin kullanılması sebebiyle bahsi geçen videolar kaldırılmış durumda. Yani bu kadar zamana rağmen esas meselede bir karış mesafe gidilmiş değil.

Esas meseleden kastımız elbette ifade özgürlüğü ve hakaret arasındaki çizginin yeterince keskinleşmemiş olması. Gerçi bu konunun tam bir çözümü yok, gri alanı genişlettiğiniz zaman da iş çözülmüyor her şeyi serbest bıraktığınız zaman da… Velâkin YouTube açılırken birçok kişinin sandığı üzere “hakaret içerikli videolara karşı yürütülen bir çalışma” sebebiyle kaldırılan malum hakaret videolarından bahsedemiyoruz.  Sebep tamamen hak takibi kendisine devredilen bir kuruluşun YouTube yönetimine “telif hakkı ihlali var” diyerek hakaret videolarını kaldırtması ve mahkemenin de haliyle nedenini çok takmayarak “ilgili videolar kaldırıldı , açın tamam” diyecek olması.

Fikrî mülkiyet über alles

Gündelik hayatımda bir fikrî mülkiyet kuruluşunda çalışıyor olduğum için… Cümleye öyle bir başladım ki duyan geceleri Batman’im sanacak. Neyse, bir fikrî mülkiyet kuruluşunda çalıştığım için beynelmilel anlaşmaların nasıl yürüdüğünü, özellikle ecnebi menşeli kurumların başlarına gelebilecek şeylerden ötürü fikrî mülkiyet konusunda ne kadar duyarlı olduklarını ve fikrî mülkiyet kurumlarıyla ne derece muhteşem uzlaşmalara vardıklarını az çok biliyorum.

Temel hak ve özgürlüklerin yerini almaya başlayan maddiyata dayalı haklar ve özgürlükler bizi insanlıktan biraz daha uzaklaştırıyor.

Her ne kadar bu işin bir şekilde çözülmesi hoşuma gitse de fikrî mülkiyet kanunlarının ve kapitalist piyasa düzeninin emriyle değil “yuh lan böyle hakaret ve nefret kusma insanlığa yakışmaz, kaldırın ulan bunları” mantığıyla çözülmesini isterdim. Bu vesileyle insanlığın geçer akçe olmaktan çıktığını da görüyor gibiyiz sanki.

…gel de Telekom beni güldür

Başlığa dönecek olursak, bizimki gibi iki buçuktan üçüncü dünya ülkelerinde en büyük sorunlardan birinin internet kullanımının yaygınlığı ve önündeki sınırlar olduğunu belirtmek gerekiyor. İnternet önündeki engellerin birincisi ise yetersiz altyapının getirdiği sorunlar. Son zamanlarda özellikle YouTube önündeki engellerin memleketteki internet erişimini özellikle de yurt dışındaki sunuculara bağlanan oyun severlerin oyun deneyimlerini olumlu yönde etkilediğini söylemek yanlış olmaz.

Ağır ol! O kadar da hızlı değil Deathwing…
Ya da “yar yine bana haram geceler”.

Bundan iki-üç sene kadar önce mevcut ADSL internet hızlarının 8 Mbit/s hızlara çıkarıldığı zaman birçok Türk oyun grubu World of Warcraft ve benzeri, sunucuları yurt dışında olan, çok oyunculu oyunlara ara vermişti. Hatta birçok arkadaşımın “yerel bir önbellek kurulsa da millet porno ihtiyacını oradan karşılasa, biz de rahat rahat oyun oynasak” biçiminde  serzenişte bulunduğunu hatırlıyorum. Her ne kadar YouTube yasaklıyken bile Türkiye’den en çok girilen sitelerden birisi de olsa yine benzer bir durumun yaşanacağını tahmin etmek zor değil. Sonuçta birileri teknolojiden diğerleri kadar anlamıyor ve eskisi kadar çok video izlemiyor durumdaydı.

Krizin eşiğinde

Yeni bir internet bağlantısı krizine hazır mıyız? Pek sanmıyorum. Eğlence sektörü kadar interneti iş için kullanan (evet, böyle insanlar da var. İnanılmaz ama var! Dün gördüm!) kişi ve kurumları bir süre daha süründürecek internet sıkıntıları ne kadar sürede aşılır bilinmez ama altyapılarının memleketin internet ihtiyacını karşıladığını iddia eden kurumların suratına çarpacak olan tokat umarım bizleri fazla etkilemez. Dilerim ben yanılırım.

Lenovo IdeaPad Y550 ile dokuz ay

IBM’den Lenovo’ya geçiş sürecinde insanların algısı “Bu Lenovo da ne ki?” sorusuna takılmış kalmış olabilir ama bu kadar uzun süre bana sorunsuz biçimde dayanabilen bir ürün sunabilen üreticinin kendisini kanıtladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Dokuz ayı aşkın süredir kullandığım Lenovo IdeaPad Y550 hakkındaki yorumlarım burada.

Hafiften sürdürüyor da olsam muhabirlik hayatımın bitişi ve güncecilik hayatımın başlayışında beni tekrar selamlayan Lenovo tarafından tedarik edilen bir dizüstü bilgisayarı gündelik olarak kullandığım biliniyor. Kullanmaya başlayalı dokuz ay olan Lenovo IdeaPad Y550 model dizüstü bilgisayara genellikle oyun amaçlı kullanmaya başlamam sebebiyle Dragunov ismini vermiştim.

Ucuz ve iyi bir işlemci olarak geçen senenin 2000 TL
civarında satılan bilgisayarlarını süsleyen P8700

Bir yıl içinde üç defa LCD panelinin aydınlatma sistemi bozulan Geisteskontakt sebebiyle tek bilgisayarım haline gelen Dragunov beni aylardır takılmadan götürüyor.

Teknik Özellikler

Intel Core 2 Duo P8700 işlemci
Nvidia GeForce GT 240 M ekran kartı
2×2 GB DDR3 1066 MHz bellek
500 GB SATA sabit disk
15,6 inç 1366×768 ekran
Adaptörle ~ 3 kg ağırlık
802.11 n kablosuz ağ
Bluetooth 2.1+EDR
Gigabit LAN
Birkaç defa kullandığım DVD yazabilen optik sürücü
Windows 7 Home Premium Türkçe 64 bit


Hiç kullanamadığım PhysX, CUDA ve DC 4.1 destekleri…

Katılamayan yazılım değerleri

İç bileşenler anlamında Intel, Nvidia ve AMD gibi genel tedarikçilere göbekten bağlı olan üreticilerin ürünlerine katma değer sağlamak amacıyla yaptığı birçok eğlenceli uygulama var. Açıkçası bu tür uygulamalar sadece sistemi ağırlaştırmaya yarıyor. Lenovo IdeaPad Y550 ile gelen bu uygulamalardan sadece VeriFace isimli, kameraya “klark çekince” giriş yapmamı sağlayan yazılımı kullanıyorum. Onu da şifreleme için kullandığımı söyleyemem. TPM ve parmak izi okuyucu olsa feci sevinirdim fakat Lenovo bu tür özellikleri sadece iş kullanıcılarına yönelik Thinkpad serisinde sunuyor.


Hiç basmadığım o tuş.

IdeaPad Y550 üzerinde birkaç özel işlev tuşu da mevcut fakat yedekleme ve kurtarma için olanı hayatım boyunca kullanmayacağım sanırım. Ayrıca Desktop Navigator yazılımı ve kendisi için ayrılan denetim tuşları da çok gereksiz olmuş (dost acı söyler). Elbette 2+1 ses sistemini yönettiğiniz Dolby Theater tuşu Windows altında gerekli arayüzü etkinleştirdiği için ara sıra kullanılıyor. Hoparlörler gördüğüm en iyisi değil ve duyduğum en müthiş sesi vermiyor ama eğlence bilgisayarı iddiasının altını yeteri kadar dolduruyor diyebiliriz. Güç düğmesinin yanındaki “sistem kurtar” tuşu ben temiz kurulum yaptığım için hiçbir işe yaramıyor.

İç ve dış güzelliği

Dayanıklılık anlamında, ekranın menteşelerinin biraz gevşemiş olması ve klavyenin ile çevre bağlantıların biraz tozlanmak haricinde hiçbir kusuru olmaması sevindirici. Koyu renkli de olsa parlak dış yüzeyde leke ve çizik görülebilir. Klavye ve çevresinin beyaz olması kiri çok gösteriyor fakat bununla yaşayabilirsiniz.

Artık Lenovo’da kıdemli kimi bulduysan söylediğim “CTRL tuşunu ne olur en sol en alt tuş yapın” cümlesi henüz yeni modellerde de gerçekleşmemiş olsa da basit (ve modele göre pek de resmî olmayabilen) bir BIOS güncellemesi ile küçük ama yerli yerinde bir CTRL ile olması gerekenden iri ama haddini bilen bir FN tuşuna sahip olabiliyorsunuz.

Fn ve CTRL tuşlarının kullanım sıklığı. Bir ay önce tamamen kırmızıya boyanan iki tuştan şu an CTRL görevi gören Fn tuşu tamamen temiz, Fn görevine atanan CTRL ise hâlâ kırmızı.

Bu konuda daha fazla ağlamayacağım ama Türkçe Q (bunu derken bile utanıyorum, Türkçe klavye F’dir; ayrıca onun adı eF değil Fe) en mükemmel klavye dizilimlerini sunan üreticilerden birisi olan Acer’ın bile (diğerlerinden bir tanesi de Sony’dir) Uzak Doğu için üretilmiş bir modelinde FN tuşunu sol altta görünce bunun başka mesele olduğunu düşünmeye başladım. Öhm, neyse delirtmeyin beni.

Fiziksel dayanıklılık yanında içerideki bileşenlerin de zor şartlar altında ayakta kalabilmesi önemli bir etken. Şimdiye kadar aldığım mavi ekranların bir tanesini aşırı yüklenen sanal makinelerin bellek hatası üretmesi, diğerini ise saatlerce süren oyun seansı ve art alan yazılımlarının ürettiği bir arıza sonrası almış olmam donanımsal anlamda yüksek bir kalitenin sunulduğunu gösteriyor. Bana bu kadar dayandıysa…


Ekran kartının artık güncel oyunlarda (Battlefield: Bad Company 2 diyelim) yetersiz kalması sebebiyle denediğim hız aşırtma işleminde bile saatlerce erimeden çalışması benzer yapıyı paylaşan Ideapad Y serisinin genel olarak verimli ve dayanıklı bir soğutma sunduğunu gösteriyor. Tabii performansı bu şekilde köklediğinizde sessiz durduğunu düşünmeyin, yapması gerektiği kadar gürültü yapıyor.

Port yerleşimlerinin bazıları akıllıca velâkin İKİ TANE USB YUVASININ NEDEN YAN YANA SAĞ ELİN ALTINA YERLEŞTİRİLDİĞİNİ ANLAMAK ÇOK GÜÇ! Optik sürücü öne alınsa ve o yuvalar yan yana dursa bile arkaya doğru konumlandırılsa çok daha iyi olurmuş. Şimdi bol keseden atıyorsun, bekâra karı boşamak kolay diyenler çıkabilir; fakat ürünün içinin gayet ferah olduğunu ve yapanın nasıl yaptığını az çok bilen birisi olarak mümkün diyorsam mümkündür. 🙂

Sonuç olarak…

Lenovo IdeaPad Y serisi genel olarak olumlu bir izlenim bırakıyor. Kırpılmış özellikler için genellikle IdeaPad Z serisi konumlandırılmış olsa da bu cicili bicili ama kullanışsız özellikler yanında donanımsal yeterliliğin de azaltılması anlamına geldiği için Lenovo’nun IdeaPad Y serisi üzerinde verdiği paranın hakkını söke söke alan kullanıcılar için biraz tadilat yapması şart.

Oyun ve ağır yük için iş altına rahatça yatacak ve buna uzun süre dayanabilecek bir ürün serisi olduğunu bana kanıtlamış durumda. Şu sıralarda Intel’in bir Core i7 işlemcisini taşıyan bir üst model IdeaPad Y650 daha yüksek oyun ve iş performansı sunuyor. Hırpalanmasın diye çok da nazik kullanmanız gerekenmeyen bir oyun ve eğlence bilgisyarı arıyorsanız bakmadan geçmeyin.

YouTube nihayet açıldı mı?

Şu sıralarda herhangi bir vekil sunucu kullanmadan, sadece farklı DNS kullanarak YouTube’a erişebiliyorum. Bu durum hem TTNet kullanılan iş yerimde hem de 3G hizmeti aldığım Vodafone üzerinden hem de az önce denettiğim bir arkadaşımın hizmet sağlayıcısı üzerinden sınandı. Sonuç: görünüşe göre YouTube için IP engellemesi şu an için mevcut değil.

Belki de durum geçicidir; fakat gün boyu YouTube’a farklı hizmet sağlayıcılarla erişilebildiğini görmüş olduk. Bakalım bu durum ne kadar daha devam edecek ve resmî bir açıklama gelecek mi?

BlackBerry’nin derdi ne?

Son zamanlarda iki Körfez ülkesinin Research In Motion‘un akıllı telefon sistemi BlackBerry’ye karşı başlattığı bazı hizmetleri engelleme girişimleri “sıra kimde” sorusunu akıllara getirirken bunun sıradan bir devlet rahatsızlığı olmadığı kanısında olanlar da “neden” diye sormaya başlamış durumda.

BlackBerry cihazları özellikle kurumsal kullanım için tasarlanmış, son derece güvenli veri iletişim teknolojilerine sahip biçimde şirketlerin saha elemanlarıyla iletişimde kalmasını, kendi şirket ağları, e-posta sistemleri ve bilgi paylaşım mekanizmalarına kolayca iletişimde kalacak şekilde kullanmalarını sağlayan ürünler olarak eşsizler. Eğer BlackBerry sistemlerini hakkını verecek şekilde kullanacak altyapınız yoksa gerçekten BlackBerry kullanıyor sayılmazsınız; zira bu akıllı telefonların uzaktan yönetilebilirlikleri ve güvenlik sistemleri tamamen üst seviye kurumsal pazara hitap ediyor. Elbette bunlar şahsi kanaatim; sadece e-posta için de kullanan yok mudur? Vardır.

Fazla güvenlik zararlı

Her yerel yönetim gibi Türkiye’de de BlackBerry’nin korunaklı yapısı devlet organları tarafından “ulan ne oluyoruz?!?” nidalarıyla incelemeye alındı. Zira, bu telefonlar üzerinden aktarılan veriler, varacağı yere gidene kadar (basitleştirilmiş tanım 🙂 ) takip edilemiyor. Yani, siz bireysel bir kullanıcıysanız bile gönderdiğiniz veri Research In Motion‘un Kanada’daki merkezleri üzerinden internete çıkacağı ve oradan denize dökü… öhm… ilgili yere ulaşacağı için kendi memleketiniz sınırlarında takip edilemiyor.

İsteyen nasıl izliyor?

Elbette böylesine bir güvenlik devletler tarafından aşılmaz değil. Her türlü kişisel mahremiyetinizi ayaklar altına almaya meraklı olan devletler Research In Motion ile anlaşmalara vararak ilgili ülkeden Kanada semalarına doğru ilerleyen veri paketlerini ulaştıkları noktada kendi istedikleri biçimde denetlemenin yolunu RIM ile anlaşarak bulabiliyorlar. Türkiye’de TK tarafından yapılan araştırma da bu konuları kapsar nitelikteydi. Körfez ülkelerinden farklı olarak (artık ne talep ettilerse alamadılar ki kullanıma kısıtlama getirdiler) Türkiye’de kullanımda bir sıkıntı yaşanmayacağı; fakat resmî olarak takip edildiğimizi bilerek kullanmaya devam edebileceğimizi söyleyebilirim.

İşin diğer tarafı

Elbette güvenlikle ilgili arka planda kalan bir sorun var: Sizin gizli dediğiniz bilgilerin doğrudan başka ülkeye taşınması. Bu da kendisini güvende hisseden firmalar için bir başka tehdit durumunda. Zira bir kere denetimden çıkan verinin kimin tarafından izlendiği hakkında çok fazla bilginiz olamayacağına bahse girerim.

Sıradan e-posta sistemleri de bu tür izlemelere açık; fakat BlackBerry sisteminin yarattığı güvenlik ve gizlilik hissinin bir yanılsamadan ibaret olduğu gerçeği herkesçe malum değilse daha büyük sorunlarımız var demektir. Yakında GPG ve benzer sistemlerin kullanımı konusunda da yasaklar havalarda uçuşursa çok fazla şaşırmayın.

İnci’li internet bir başka

İnci Sözlük’ten haberiniz yoksa, bu yazıyı hiç okumayabilirsiniz. Zira okuduklarınız sonrasında karşınıza çıkacak olanlar sizi rahatsız edebilir.

İnci Sözlük, bir katılımsal sözlük (collaborative dictionary) çalışması; tıpkı memlekette meşhur olan Ekşi Sözlük ve uluslararası çapta üne kavuşmuş olan Urban Dictionary gibi. fakat İnci Sözlük insanlar daha “geniş takıldıkları” ve kullanılan dilin daha içten olduğu bir ortam. Her ne kadar bazı insanlar buna “alt benlik” gibi yakıştırmalar yapsa da, kendimiz belirli davranış kalıplarına sokmadığımızda veya sokmak zorunda hissetmediğimizde ortaya çıkan durum bundan farklı olmasa gerek. Bu nedenle İnci Sözlük ilk başta “Ekşi Sözlük’ün daha geniş bir benzeri” olarak nitelendirildi. Elbette bu durum hâlâ yüksek oranda geçerliliğini koruyor velâkin İnci Sözlük farklı bir oluşumu da beraberinde getiriyor.

İnci İnci söyle bana…

İnci’nin esas amacı olarak görülen “Ekşi Sözlük ile beraberinde yarattığı algı ve aktarım samimiyetsizliğine karşı duruş” ile ilgili güzel bir gözlemi aktarmadan İnci’nin şu anda geçerli olan esas yeteneğine geçiş yapmak istemedim.

işin özü inci sözlük kimsenin arka bahçesi değil, kimsenin çocukları da değil. küfürbaz, eğitimsiz, cahil kimseler olmadığı gibi internet aleminin anarşistleri de değil. birbirleriyle ve belki başkalarıyla da eğlenen insanlardan oluşuyor. biz kadar günahkar, biz kadar masum. ne ağır sosyolojik tespitleri hak eden ne de gözardı edilmesi gereken bir yer. kanaatimce ekşi sözlük’e klişelerini düşündürtmesi gereken, sevenlerinin eğlendiği sonu meçhul olan site. o yüzden keyfini çıkarın derim.

Bu yazının tamamını yine İnci Sözlük’te gördüm. Tamamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Eh gördüğünüz üzere buradaki başlık bile küfürlü; velâkin bu bir alt benlik üst benlik çatışması, ahlâkî çöküntü veya toplumbilimsel bir felâket değil. Buranın genel olarak yayıncılık biçimi bu. Nasıl Ekşi Sözlük, alıntı yaptığım eleştiri yazısında olduğu gibi, insanları damıtık düşünceler sunmadıkları zaman insanları  bayağı olarak addedip yerin dibine sokma konusunda ciddi bir eğilime sahipse İnci de seviyenin yükselmesi durumunda rahatsız oluyor (ne kadarı kinaye ne kadarı ciddi, siz karar verin).

İnci sever!

İnci Sözlük, aynı zamanda, sürekli konuşulup nadiren işe yarar bir şeylerin yapıldığı toplumsal kitle iletişim (social media) araçlarına yeni bir soluk da getirdi. Her ne kadar kitle iletişim araçları İnci’den rahatsız ve yer yer onun kurbanı da olsa, bu İnci’nin de bir kitle iletişim aracı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hatta toplumu aptal yerine koyan bazı olaylara müdahale ederek işi dışarıdan izleyenler için eğlenceli hâle getiriyorlar. Bazen de sadece eğlence olsun diye yapıyorlar elbette.

Artık iyiden iyiye internet tabanlı “flash mob” operasyonları da gerçekleştiren İnci’yi takip etmek bazen “yuh bu kadarına da…” dedirtse de genellikle eğlenceli. Özellikle meşhur bir şarkıcımızın klibinin oylandığı bir ankette “tanımıyorum kısmını işaretleyin” çalışmasında çok eğlenmiş, “Beyler yeni site var, ziyaret ediyoruz” gibi bir başlıkta cia.gov ile karşılaşınca bastığım kahkaha ile yeri göğü inletmiştim. Elbette Facebook’un çeviri açığını kullanıp yere göğe İnci yazılması başarısını da es geçmemek gerekiyor. Twitter açığından hiç bahsetmiyorum.

Kendisini geliştirmek için insanın yine kendi kötü yönlerini gözlemleyip, kendisine bir şeyler katabilmesi büyük erdem olsa gerek.

İnci’nin başarıları ve eğlencesi devam edecek. Elbette bu başarıyı “tu kaka ne başarısı o” diye itham edenler olacak. Toplumsal açıdan bakarsak, bize sürekli ezberletilen biçimiyle başarı altın madalyadır, vidanjörle mahalleyi kaka selinin almasına engel olmak değildir. İnci, ince ince uyarısını yapıyor. Dikkate almazsanız etrafı kaka seli götürürken altın madalyalarınızla çok fazla sevinemezsiniz.

Yok bizim ayıp ayıp yazılara bakamayız öyle, derseniz sizi, insanın kendisine karşı dürüstlüğünün en önemli erdemlerden birisi olduğunu sıkça anlatan Author paklar.

Intel Nvidia’yı neden övüyor?

Çok izleklilik (multi-threading) günümüzde en önemli konulardan birisi. Meselenin şöhret kaynağı ise son kullanıcı tarafında gittikçe yaygınlaşan büyük verilerin çabukça işlenmesi ihtiyacı ve artık kaçınılmaz bir noktaya gelen bulut bilgi işlem teknolojileri.

Elbette bulut tek başına bu tür bir talepte bulunmuyor; bununla birlikte altyapının sürekli olarak yönetilebilir kalması, bağdaşık  olmayan veri ve işlem talep yığınlarının, bir fiziksel sunucu altında çalışan  birçok farklı sanal makineye gönderdiği talepler için daha iyi bir eniyileme izlemi oluşturulabilmesi gibi doktora tezlerine konu olacak meseleler sebebiyle daha iyi çok izleklilik, daha yüksek koşut işleme (parallel processing) verimliliği ve az ve güçlü değil çok ve zayıf işlemci taleplerinin artması kaçınılmaz oluyor.

Önce bir anı…

Firma ve basın arasındaki ilişkiler genellikle halkla ilişkilerdir. Her ne kadar basın ayrı bir mecra da olsa, sevimli görünmek, diğer bütün hizmetlerden ve ürünlerden önce gelir. Eh, mümkün mertebe bu ilişkiler de korunmaya çalışılır. Elbette bu ilişkilerin her zaman böyle yürümediği insanlar da var; özellikle de sözünü sakınmayan muhabir dostlarımız toplantıda kim var kim yok bakmadan lafı ortaya koyabiliyorlar.

Değerli dostlarımızdan birisi Intel’in bir toplantısında, önemli mevkiye sahip bir yöneticisi de toplantıdayken, anlatılanlara tepki olarak ciddi bir çıkış yapıyor. Toplantının ortasında söz alarak “insanları kandırmaya ne kadar daha devam edeceksiniz” gibisinden bir cümleyle soğuk duş etkisini tatbik ediyor. Sözün devamında laf “bu kadar pahalı işlemcinin yapacağı işi çok ucuz ekran kartları zaten yapıyor” gibisinden bir noktaya geliyor ve tabii “yahu bak şimdi öyle değil aslında” gibi toparlama sözcükleri havalarda uçuştuktan sonra toplantı bitiyor; konu kapanıyor.

Kuyruğa basmak ve kendi bacağına sıkmak

Aslında durum biraz farklı. Intel tabii ki temel teknoloji ve iş anlamında Nvidia’yı övmez. Çok ciddi rakip durumundalar. Elbette arada bazı ticarî bağlar hâlâ var (yonga seti işi) ama en nihayetinde birinin ak dediğine ötekinin kara dediği paralel işleme ve süper bilgisayarların geleceği gibi konularda süren mücadele yatışmış değil. Bunun en son örneğini, Intel tarafından hazırlanan ve Nvidia’nın paralel işleme teknolojisi olan CUDA‘nın “yüz kat hızlı” iddiasını çürütmeye adanmış bir araştırma sonucunda ortaya çıkan raporda görebiliyoruz.

AMD’nin FireStream’inden çok daha önce markalaşan ve kullanıcı tabanı oluşturmaya başlayan CUDA belki OpenCL ve ComputeSharer yaygınlaştıktan sonra marka değerini muhafaza etmekte zorlanacak; ama şu ana baktığımızda her şey Nvidia açısından gayet iyi gidiyor. ATI tarafından piyasaya sürülen 5000 serisi, Nvidia’yı daha bitmemiş ve sanki alelacele yetiştirilmiş Fermi sebebiyle çok zorlasa da Nvidia’nın pazarlama cümleleri CUDA ile daha hızlı veri işleme imkânlarından ve yine CUDA’mtrak (hatta onu temel alarak çalışan) bir sistemle iş gören Physx ile şenleniyor. CUDA konusunda kuyruğuna basılan Nvidia ise genellikle halkla ilişkiler manevralarıyla kendisini koruyor. Fakat bu defa Intel’in kendi raporu Nvidia’nın paralel işleme tezlerini ve “işlemciyle uğraşacağınız kadar ekran kartıyla uğraşsanız hayatınız kurtulur” yaklaşımını doğruluyor. Intel kendi bacağına neden ve nasıl sıkıyor?

Meşhur rapora bakınca…

Intel’in raporu, başlığında yazan “Nvidia’nın bizi yüze katlama iddialarına cevap” cümlesinin ötesine geçerek ciddi performans değerlendirmeleri yapıyor. Bu raporda belirli işler için Nvidia’nın CUDA teknolojisine sahip GTX 280 grafik işlemcisi Intel’in Core i7 960 işlemcisiyle kıyaslanıyor. Buradaki bağlantıya tıklayarak ulaşabileceğiniz, 37. Uluslararası Bilgisayar Mimarisi Sempozyumu‘nda sunulan raporda Nvidia’nın işlemcilerinin süper bilgisayar işlemlerinde Intel’in işlemcilerini yüze katlamadığı kanıtlanmış durumda.

Fakat araştırmada yazılan özette (ve tabii ki raporun içinde kanıtlarıyla sunulan verilerde) çok ciddi bir sıkıntı var: GeForce GTX 280, kendisinden birkaç kat pahalı olan Core i7 960’ı, süper bilgisayar mimarisine benzetilen test ortamında en fazla 14’e, ortalamada da 2,5’e katlıyor.

Özetle…

Intel CUDA ve benzeri, paralel akış işlemcilerini kullanan sistemlerin çalışma mantığı ve teknolojisini kabullenmiş durumda. Sadece henüz kendilerini yüze veya bine katlamadıklarını kanıtlayabiliyorlar. Açıkçası paralel işlemci yoğunluğu, ölçeklenebilirlik ve yükseltilebilirlik gibi kavramlara hiç girmeden (gerekiyorsa söyleyin gireyim) akış işlemcilerinin (stream processors) süper bilgisayarlarda daha fazla yer alması ve daha fazla yayılması konusunda engel barındırmayan bir teknoloji. Yazılımcılar açısından kullanımı biraz daha kolay hale getirildiğinde ve platformlar arasındaki uyumluluk artırıldığında çok pahalı işlemcilere para vermek kimse istemeyebilir. Belki de AMD’nin şirket sloganını bile “The future is fusion” yapmasının hikmeti budur; belki grafik işlemcisi ve klasik merkezî işlemciyi bir araya koymaktan fazlasını bile yapacaklar. Bekleyip göreceğiz.

Rezaletin belgesi: Türkiye’de Google engellemeleri

Memleketimizde internet ve sansür konusu çok ileri gitmiş durumda. Geçen yüzyıldan kalma yasalarla interneti değil interneti kullanan herkesi cezalandırıyoruz.

Bu rezilliğin son perdesi Google’a ait bazı IP bloklarının engellenmesiyle meydana geldi. Şu sıralarda oraya buraya erişemiyorsanız, Google Analytics’e erişemediği için siteler yüklenemiyorsa sebebi sansürden başka bir şey değil.

Aşağıda bir internet sağlayıcısının kullanıcılarına gönderdiği bildirim bulunuyor. Elbette bu bildirimde suçlu bu hizmet sağlayıcı değil, bu kararlara imza atanlar. Metni değiştirmiyorum, ismi silmiyorum. Benzer bilgilendirmeyi birçok hizmet sağlayıcı abonelerine yapacaktır diye düşünüyorum.

Bilgilendirme metni

Değerli Müşterimiz,

3 Haziran 2010 tarihinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan firmamıza iletilen karar sebebi ile Google’a ait bazı IP’lere hukuksal nedenlerden dolayı erişim engellenecektir. Erişimi engellenen IP’ler dolayısıyla, Google’in bazı uygulamalarına erişememe ya da yavaşlık yaşanması beklenmektedir.

Bu engellemenin muhtemel etkileri içerisinde;

–  Google web sitesine erişimde sorun yaşanması,
–  Reklam vb. analiz verisi için web sitelerinde Google analytics, Google maps gibi Google uygulamalarını kullanan portal veya web sitelerinde erişimlerin yavaşlaması,
–  Google Toolbar yüklü bilgisayarlarda bazı sitelere yavaş erişme,
–  Web siteleri dahilinde “google search” kullanan alan adlarına erişimde yavaşlama,
–  Firmanıza ait Google uygulamalarıyla entegre ya da Google Search’ a dayalı bir takım uygulamalarınızın bu erişim kısıtlamasından etkilenmesi, söz konusu olabilecektir.

BiRi adsl’in internet erişim performasından bağımsız şekilde, yaşanacak olası erişememe ve yavaşlık probleminden minimum ölçüde etkilenmeniz için konuyu bilginize sunarız.

Saygılarımızla,
BiRi