Posts Tagged ‘İnternet’

Türk Telekom ve omurgadaki çöküntüler

Çarşamba, 2013.08.21

Dün akşam saatlerinde yaşanan İnternet ve telefon hatlarındaki kesintiyle ilgili Türk Telekom‘un bizlere bahşettiği açıklama metni aşağıdaki gibi:

Türk Telekom’un, şebeke üzerinde ağ trafiğini yöneten omurga yönlendirme sistemlerinin bir kısmında 20 Ağustos 2013 Salı günü yaşanan anlık bir kesinti nedeniyle bazı sistemlerin yeniden başlatılması gerekmiştir.

İnternet erişimi ve VPN bağlantılarının etkilenmesine neden olan bu işlem sonucunda, 18:18-18:24 saatleri arasında, yaklaşık 6 dakikalık kısmi bir kesinti yaşanmıştır.

Teknik sorun, ilgili birimlerimizin hızlı müdahalesi ile en kısa zamanda çözülmüştür. Yaşanan aksaklıktan dolayı özür diler, Türk Telekom altyapısının yurt çapında sorunsuz olarak hizmet vermeye devam ettiğini bilgilerinize sunarız.

Görüldüğü üzere verilen mesaj açık ve net, en azından devlet ve özelmiş gibi takılıp devlet denetiminde olan bazı kurumların yapısından haberdar olan benim gibiler için. İzninizle tefsir ediyorum:

Hiçbir açıklama yapmak zorunda değiliz, omurganın tamamı da neredeyse bizim tekelimizde. Ne dersek o olur. BTK bize soruşturma açıp ceza kesene kadar da bundan haberdar olamayacaksınız. Eğer röntgenci devletin işine gelen Phorm benzeri bir tarama sistemi sokuştururken batırdıysak da bundan asla haberiniz olmayacak.

Çok mu karamsar veya kabayım? Sizce memlekette hakim ilkesizlik çerçevesinde bu fikir çok mu uzak?

Bence değil.

 

İçerik üretmek ve İnternet’i tüketmek

Salı, 2013.05.07

 

Web 2.0 kavramıyla birlikte içerik kraldır denildi. Sonrasında ise İnternet içerik ve SEO çöplüğüne döndü. Peki, şimdi ne olacak?

Bu yazı ilk olarak Dağ Medya’da 29 Nisan 2013 tarihinde yayınlanmıştır.

Web 2.0 kavramı ilk ortaya atıldığında ve hayata geçtiğinde İnternet genellikle etkileşimsiz, tek taraflı, örneğin medya ve alışveriş gibi alanlarda ise fiziksel benzerlerine göre geride kalan bir mecraydı. Ne zaman insanlar diğer insanlarla etkileşim kurmaya başladı, anlık paylaşımlarla kendi içeriğini hemen, anında üretebilme esnekliğine sahip olmaya başları, işte o zaman dünya daha hızlı dönmeye başladı. Konvansiyonel habercilik, alışveriş ve genel olarak tüm veri iletişimi farklı hale gelmeye başladı.

İçerik kraldır!

Web 2.0 kavramının çıkışıyla birlikte arama motorları ekseninde gelişen ve ilerleyen İnternet hem bir sağlam gelir mecrası olmuş hem de iletişimi hızlandırmıştı. Hatta iletişim kavramı, Türkçede köken olarak bir işteş fiilden gelmesi nedeniyle, bence ilk defa kendi ruhunu tam olarak yakalayabilmişti. Fakat İnternet’in mal satmadan da bir gelir elde etme ortamına dönüşmesi, içeriğe ulaşmak konusundaki en önemli kaynak olan arama motorlarına içerik üreticilerin (aslında reklam gösteren mecraların) daha fazla yönelmesine sebep oldu.

seo

SEO, yani arama motoru optimizasyonu (search engine optimization) arayanların aradıklarına daha kolay ulaşmasını sağlayan bir araçken reklam gösteriminden para kazanma dalgası veya satılan ürünün benzer sitelerden daha önce çıkmasını sağlama çabasıyla gittikçe daha fazla kötüye kullanılır olmaya başlayan bir kavram. En nihayetinde birçok arama motorunda insanlar değil bir yapay zekâ (aslında gelişmiş bir algoritma) bir sayfanın ne kadar değerli olduğunu ve alakadar olduğu için daha yukarıda çıkması gerektiğine karar veriyor. Her ne kadar insanları kandırmak veya gerçekliklerini eğip bükmek genellikle daha kolay olsa da makineler için de bu mümkün.

Gelinen nokta

Artık yalnızca Google AdSense üzerinden gelir üretmek için kurulmuş, klonun klonu içeriklerle iş yapan, daha fenası cevabına sahip olmadıkları soruları bile cevabının olmadığını en az bir fazla tıklama (yani sayfa gösterimi) ile size bildiren; tüm bunlara rağmen aradığınız şeyin en doğru çözümüymüş gibi arama sonuçlarından göz kırpan sitelerden henüz fenalık getirmeyip en saçma haberleri bile en az bir tık sonra gösteren niteliksiz İnternet gazetelerinden oluşan bir İnternet’e sahibiz. Cümlemize hayırlı olsun.

Sektörün kanayan yaralarından bir tanesi de reklam verenlerin mecralar (yani yayıncılar) tarafından sağlanan abuk sabuk çok şişmiş salt tıklanma ve gösterim rakamlarıyla reklamcılık pastasını paylaştırmaya çalışması, katma değerli çalışmaların ve ortaklıkların birçok reklam verene kontrolü zor ve meşakkatli gelmesi. Bu pazarlama hengâmesinin sonucu olarak ise elimize geçen şeyler nitelikli işini sulandırarak daha fazla tık almaya çalışan yayıncılar, zombi siteler, Facebook için sitelerinde “likejacking” yapmaya çalışanlar, sayfalara reklam gizleyip görünmeyen yerde reklam göstermeye çalışanlar gibi saçmalıklar silsilesi geçiyor. Evet, pek de işimize yaradıklarını söyleyemeyiz değil mi?

Çözümü var mı?

İşin kötü tarafı, meselenin çoktan kısır döngüye girmiş bulunması. O çok kral (veya kraliçe, cinsiyet iması olmaksızın kullanıyorum) dediğimiz içeriğin kapitalizmin çöplüğü pazarlama kavramının eksenine girip ancak bu şekilde para eder hale getirilmesi ilerleme açısından elbette pek hoş bir gelişme olmadı. Fakat on sene geriye gidip her şeye farklı bir yön vermemiz mümkün değil. Dolayısıyla farklı bir senaryo üzerine meseleyi çözmeye çabalamamız gerekiyor.

Nihaî bir çözüm bulunmasa da birkaç farklı bacakta sorunu hafifletme kıstasları koyabiliriz. Öncelikle kullanıcılar olarak arama motorlarına daha az güvenmeyi ve daha iyi aramalar yapmayı öğrenmemiz gerekiyor. Bunun yanında arama motorlarının kendilerini (sürekli uğraştıklarını, bazılarının insanlardan mürekkep değerlendirme takımları bile kurduklarını biliyorum) daha da iyi hale getirmek ve zombilere karşı daha etkin filtreleme yapmayı sağlamaları gerekiyor.

İlk adımlardan sonra, her ne kadar kendi arama motorunun optimizasyonuyla kendi reklam satışını yapan arama motorları açısından bir şey yapmak güç olsa da, özellikle yerel pazarlarda hareket eden reklam verenlerin reklamlarının nereye nasıl gittiğini daha sıkı takip etmesi, planlama ajanslarını da bu denetime zorlaması gerekiyor. Şu gelinen noktada içeriğe erişimi paralı yapmak herkesin faydalanabileceği bir yaklaşım değil ama belki ileride, özelleşmiş değerli içerik için bu denenebilir. Elbette gelirinin bir kısmını bu şekilde sağlayan gazete ve dergi siteleri mevcut, hatta birçoğu doğrudan iOS ve Android platformlarında sanal ücretli dergi yaklaşımına bile geçti.

En nihayetinde…

Elbette bütün bu anlattıklarımı sorun değil de daha ziyade özgürlükçü bir eşit rekabet ortamı olarak görenler de olacaktır. Kendilerine bolca selam edip aynı zihniyette teknoloji (özellikle de Avrupa’da ve ülkemizde verilmeyen yazılım patentleri alanında) patentleri nedeniyle sebep olunan saçmalıkları hatırlatmak isterim. Maalesef bu bağlamda küresel garabet genellikle ABD’den de çıksa hepimizi etkiliyor.

 

 

TTNet’e açık mektup

Perşembe, 2011.05.05

Değerli TTNet yetkilileri,

Bilindiği üzere, başta mobil operatörler olmak üzere, birçok hizmet sağlayıcı çeşitli bahaneler ve şartlar öne sürerek insanların makul sabit ücretler karşılığında kotasız, kısıtlamasız ve şartlara tabi olmayan internet erişimi alması önüne birçok engel getirmektedirler. Şirketiniz TTNet’in de bu zihin yapısında olduğu görülmektedir.

Bugün iş yerime telefon eden bir görevli tarafından ofisteki 2 Mbit/s sınırsız ve kotasız hattımız için 8 Mbit/s hızında internete kampanyalı olarak geçebileceğimiz, kampanya bittikten sonra da şu an ödediğimiz fiyata yakın bir ücretle 8 Mbit/s internet erişimine sahip olacağımız belirtildi.
Bu tanımdaki eksik nokta, adil kullanım hakkı gibi adaletle veya mantıkla pek alakası olmayacak şekilde insanlara dayatılan “bir tür kota” varlığıydı. Biliyorsunuz ki belirli miktarda veri iletimi gerçekleştikten sonra internet erişim hızı düşüyor ve bu durum yer yer önemli bir eksik olarak kullanıcı deneyimine yansımaktadır.

Elbette memleketimizdeki internet bağlantı kalitesi ve yurtdışı imkânları çağdaş ülkelerle kıyaslandığında sınıfta kalmaktadır; fakat eksik bilgilendirme ve yanlış yönlendirmeyle internet bant genişliklerinden değil ancak müşteri memnuniyetinden tasarruf edilebilmektedir. Aynı fiyata daha hızlı internet (teorik olarak dört kat) vaadiyle abonelerin eksik bilgilendirilmesi veya sözleşmelerde küçük puntolarla yazılan yerlerin telefonda hızlı hızlı geçilmesi gibi durumlar müşterilerde mağduriyet yaratmaktadır.

Bu konuda bu tarifelerin doğru biçimde “kısıtlı 8 Mbit/s” gibi isimlerle müşterilere sunulması ve ne kazanacakları kadar ne tür haklardan da feragat etmiş olacaklarının belirtilmesi ticaret ahlâkının önemli bir gereksinimidir. Bu konuda yanıltıcı isimlerin daha açıklayıcı isimlerle değiştirilmesi ve müşterilere daha açık anlatımlarda bulunulması TTNet ve tüm diğer işletmeciler için öncelikli bir hamle olmalıdır.

Saygılarımla,

Berkin Bozdoğan
Bağımsız Bilişim Muhabiri

Tamamen kapatıyorlar da rahatlıyoruz!

Salı, 2011.05.03

 

Bir şekilde erişime engellenmiş internet sitelerinin sayısının sürekli arttığı zamanlarda “tamam ulan çekin fişini, herkes rahatlasın” kinayesi en çok başvurulan yöntemdi. Ne yalan diyeyim, iki buçuktan üçüncü dünya ülkesi olduğumuzu ispatlar şekilde oldu olacak kapatın rahatlayın diyenler arasındaydım. Bakıyorum da güç odaklarını elinde tutmaya meraklı her devlet yapısı gibi Türkiye’deki devlet de kitle iletişim araçlarını, toplumsal güç odaklarını kendi himayesine almaya başlıyor.

 


Olay nedir derseniz…

 

Telekomünikasyon Kurumu isminde bir merci internet erişim sağlayıcıları bağlayıcı bir filtre sansür mekanizmasını herkes için zorunlu tutuyor. Türkiye’deki internetin kara günü olacağı aşikâr olan 22 Ağustos tarihinde yürürlüğe girecek olan kurul kararlarına göre…

  • Her internet kullanıcısı kullandığı hattın çeşidine göre (Standart, Aile, Çocuk ve Yurtiçi) bir filtre seçiyor.
  • Seçilen filtrelere göre kara listelerdekiler haricindekiler, sadece beyaz listedekiler veya sadece yurt içindeki sitelere erişim sağlanabiliyor.
  • Standart filtrede teorik olarak engelleme yok ama yine devletin ve bu devlete tabi sapık vatandaşların müstehcen veya ucu bana dokunuyor (neyin ucu?!? neyse) bahanesiyle şikayet ettikleri sitelere yine erişim olamayacak.
  • İşin kötü tarafı, servis sağlayıcılara bu filtre mekanizmasını devlet tarafından sağlanan listelerle sürekli güncel tutma, filtreleri delme girişimlerini engelleme ve raporlama sorumluluğu gelecek.

 

Bizim dilimizden anlat arkadaşım derseniz…

 

Kısacası internetin musluğu devlete bırakılıyor ve Orta Çağ zihniyetinin saptırmalarına açık kalacak kadar geniş kanun maddeleri sayesinde (müstehcenlik ne arkadaşım?) bilgiye erişim özgürlüğü tehdit altında bırakılıyor. Maksat belli; bilgi güçtür ve her güç gibi devletin elinde olmalıdır. Diyanet gibi bir kurum nasıl hâlâ devlet himayesi altında izlemsel olarak kullanılıyorsa veri akışı da aynı biçimde kullanılmalıdır. “Çocuklarımız kötü etkileniyor, onları korumak için” gibi bahanelerle bunu savunacak kimseleri ne yapmalı, onu da konuşalım tabii.

 

Bütün bu olanlardan sonra bana gelip demokrasi (ilerisini hiç demeyin), insan hakları falan demeyin. Resmen 21. yüzyılda kendi kumumuzda oynuyoruz, diğer kumları da yasaklıyoruz.

 

 

Bilgiyi saklamak kolay mı sanıyorsunuz?

Cuma, 2011.03.25

 

Malumunuz, bir soruşturma için memleket sathında yazılmış ama yayınlanmamış bir kitap “örgütsel belge” olarak adlandırılıp toplumdan köşe bucak kaçırılıyor. En azından bende oluşan kanaat bu. Elbette işin “dijital belgenin nüshalarını toplayıp imha eden” polisler gibi komedi unsurları da konuyu daha eğlenceli hâle getiriyor. Aslında beni ilgilendiren kısmı da bu.

Haberlerde bahsi geçtiği şekilde aktaracak olursak bir gazete, bir yayınevi ve bir veya birkaç gazetecinin evi basılarak taslak halinde olan bir kitap toplatılıyor. Tabii bu toplatma işi biraz değişik: Fiziksel varlığı olmayan bir şeyi toplatmak fiiliyle ilişkilendirmek mümkün olamaz. Yani çok yanlış bulduğumdan demiyorum, teknik imkânsızlıklardan bahsediyorum. Dijital bir belgenin onlarca kopyasını çıkartmak, belgeleri gizlemek, çeşitli sistemlerle varlığının sürmesini sağlamak ve benzeri konular çok kolay. Elbette bu işleri kovuşturan kolluk kuvvetlerinde de bu işten anlayan birileri vardır velâkin bilginin yayılmasını engellemek çok zordur.

 


Bu bir şifreleme makinesi. Yakında her şeyimizi bunun 21. yüzyıldaki

benzerleriyle yapmaya başlarsak şaşırmayın. Fazlaca takip ediliyoruz.

 

İşin hukukî boyutunda ise bu tür durumlar iletişim özgürlüğüne tecavüz boyutuna geldiği için birilerinin dur diyeceğini beklemekten başka çare yok gibi görünüyor. Sonuçta  sistemler hangi amaca hizmet ettiklerine göre değer kazanırlar; güvenlik kamerasıyla insanları fişleyebilirsiniz veya sadece bir sorun olduğunda başvurmak için kayıt yapabilirsiniz. Burada vatandaşın devlete güvenmek ve onu denetleyecek sistemleri talep etmekten başka şansı yok gibi görünüyor.

 

Bu noktada internette rastladığım önemli bir vurguyu da eklemeden geçmek istmiyorum: Bir ünlünün pornosu olsa herkeste kolayca bulunurdu ama bir kitabı bulmak mümkün değil. Garip bir ülkede yaşıyoruz.

 

 

 

Rezaletin belgesi: Türkiye’de Google engellemeleri

Perşembe, 2010.06.03

Memleketimizde internet ve sansür konusu çok ileri gitmiş durumda. Geçen yüzyıldan kalma yasalarla interneti değil interneti kullanan herkesi cezalandırıyoruz.

Bu rezilliğin son perdesi Google’a ait bazı IP bloklarının engellenmesiyle meydana geldi. Şu sıralarda oraya buraya erişemiyorsanız, Google Analytics’e erişemediği için siteler yüklenemiyorsa sebebi sansürden başka bir şey değil.

Aşağıda bir internet sağlayıcısının kullanıcılarına gönderdiği bildirim bulunuyor. Elbette bu bildirimde suçlu bu hizmet sağlayıcı değil, bu kararlara imza atanlar. Metni değiştirmiyorum, ismi silmiyorum. Benzer bilgilendirmeyi birçok hizmet sağlayıcı abonelerine yapacaktır diye düşünüyorum.

Bilgilendirme metni

Değerli Müşterimiz,

3 Haziran 2010 tarihinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan firmamıza iletilen karar sebebi ile Google’a ait bazı IP’lere hukuksal nedenlerden dolayı erişim engellenecektir. Erişimi engellenen IP’ler dolayısıyla, Google’in bazı uygulamalarına erişememe ya da yavaşlık yaşanması beklenmektedir.

Bu engellemenin muhtemel etkileri içerisinde;

–  Google web sitesine erişimde sorun yaşanması,
–  Reklam vb. analiz verisi için web sitelerinde Google analytics, Google maps gibi Google uygulamalarını kullanan portal veya web sitelerinde erişimlerin yavaşlaması,
–  Google Toolbar yüklü bilgisayarlarda bazı sitelere yavaş erişme,
–  Web siteleri dahilinde “google search” kullanan alan adlarına erişimde yavaşlama,
–  Firmanıza ait Google uygulamalarıyla entegre ya da Google Search’ a dayalı bir takım uygulamalarınızın bu erişim kısıtlamasından etkilenmesi, söz konusu olabilecektir.

BiRi adsl’in internet erişim performasından bağımsız şekilde, yaşanacak olası erişememe ve yavaşlık probleminden minimum ölçüde etkilenmeniz için konuyu bilginize sunarız.

Saygılarımızla,
BiRi

TTNet ADSL hattında bir garip açık

Çarşamba, 2010.02.03

Uzun süredir haber niteliğinde bir şeyler yazmamış ve üzerine de Teknoloki.com’da haber içerikli şeyler yayınlamamak konusunda kararlılık göstermiş olsam da bu gelişmeyi daha iyi biçimde paylaşabileceğim bir başka platform yok. Bu sebeple “bunun burada ne işi var, biz makale istiyoruz” diyenlerden özür dilerim; güzel makalelerin yolda olduğunu belirtmek isterim.

İlginç bir durum

Bugün iş yerinde Alper Güçlü ile keşfettiğimiz bir arıza TTNet üzerinden ADSL kullananları ilgilendiriyor. Olağan şartlarda eğer birisi sizin fiziksel ADSL hattınıza modem bağlarsa modem üzerinden çalışan protokol, kullanıcı adı ve şifre girilmediği sürece sizin hattınız üzerinden veri akışını engelliyor ve bunu basit bir DMZ tarzı yönlendirme ve hatalı şifre uyarı sayfasıyla yapıyor.

Bu sabah Beyoğlu’nda yaşanan elektrik kesintisi (6-9 saat giden ve Germen’in bize 6 ay önce yeni sunucular için özenle dizdiği KGK sistemleri bile tükenmişti, gece 3 gibi kesilmiş olmalı) sebebiyle güvenlik duvarında ayar yaparken yanlış girilen şifre sebebiyle herhangi bir noktaya erişememeye başlamıştık. Herhangi bir siteyi açmaya çalışırken bizi hatalı şifre sebebiyle TTNet’in sayfasına yönlendiren sistem çalışıyordu fakat ilginç şekilde HTTPS taleplerinde herhangi bir şifre koruması yoktu.

Sözün özü

Özetle, eğer birisi hattınıza kanca atarsa en basitinden bankacılık işlemlerini görebiliyor veya Gmail gibi HTTPS kullanan hizmetlere kolaylıkla erişebiliyor. Daha kötüsü kendisi için aldığı HTTPS vekil sunucuyu kullandığı taktirde hattınızdan her türlü işlemi yapabiliyor. İsterseniz siz de deneyin; belki farklı santrallerde sistem farklı çalışıyordur.

2010 yılından beklentiler

Pazar, 2010.01.10

Yeni yıl geldi ve tarihlerin yıl hanesinde birkaç gündür 2010 yazıyor. Her ne kadar zaman feci biçimde bağıl bir kavram da olsa değişimler için dayana noktası almak için daha farklı çözümler bulmak her zaman mümkün değil. Neyse, kendi konumuza dönelim ve 2010 yılından beklentilerimi sıralamaya başlayayım.

2010 için yayınladığım yeni yıl kartı.

Alışılageldik biçimde 2010 yılından on beklenti gibi bir yaklaşımım yok. Aklıma gelenleri estiği gibi yazıyorum. O sebeple gün olur yeni beklentiler oluşur, oturup bu yazıyı güncellerim veya yeni bir beklenti listesi oluştururum.

İnternet rekabete açılsın

Bu çok zor biliyorum. Durduk yere saçma salak rakamlar özelleştirildiğini düşündüğüm Türk Telekom (PTT’nin t’si) ve bir kısmının sahiplerinin rant derdi internetin ucuzlaması ve özgürleşebilmesinin önünde önemli bir engel. Hâlen çıplak ADSL tabir edilen, telefon bedeli veya aboneliği almadan ADSL teknolojisinin memlekette görülememiş olması elbette Telekom’un çıkarı haricinde kimseye hizmet etmiyor. Eh bu kadar kerizi bir arada bulan hakim işletmeci de bu tatlardan vazgeçemiyor. Bakalım, umut verici gelişmeler oldu olacak. Bu şekilde belki diğer internet bağlantı tedarikçileri de huzura erer. Hazır gitmişken TTNet alalım yaklaşımı sonlanmış olur.

Sansür bitsin

Her ne kadar ifade özgürlüğü anayasal olarak çok kısıtlı ve mutaassıp insanlara daha fazla hizmet eder halde olsa da (dini olguları, bireyleri, kurumları, insanları eleştirmek çoğunlukla tahkir ve tezyif olarak değerlendirilebiliyor) belirli sınırların çizilmesi konusunda ne kadar elzem olduğu tartışmaya açık bir vazifeyi ifa ediyor. Eh bunun kullanan sapık vatandaşlar da “ben bundan kıl kaptım kardeş” diyerek internette, yoldaki vatandaşa hitap eden muzır neşriyat bırakmıyor. Tabii bunun yanında vay efendim bana sövdü, şöyle böyle dedi diyen kerameti kendinden menkul insanlar da ilim irfan kaynağı olarak değerlendirilebilecek sitelerin odunu veriyor beline beline…

Sus, soru sorma, konuşma, düşünme; mümkünse sadece nefes al.

Her ne kadar dijital içerikte fikri mülkiyetin esnetilmesi gerektiğini düşünsem de fikir ve sanat eserleri kanununa dayanan erişim engellemeler bu işi sadece yokuşa sürüyor. Müziğin, aslında genel olarak sanatın endüstrisi olmaması gerektiğini düşünsem de bu anlamda sanatçı ve yapımcıların çıkarlarını koruyan meslek birliklerine ağzımı açıp gözümü yumup saydıramıyorum. Bunlara sövmek yerine  FSEK’i değiştirmeye çalışanlar haricinde geri kalan kişilerin boş konuştuğunu açık açık söyleyebilirim. Bakın yine delirdim: Bir şeye hukuksuz demek için hukukta olmaması gerekir, komik olmayın. Hukuki olmaktan çıkartırsanız, huzura erersiniz. Coğrafyamın zihniyeti tabii; temel kazmayalım ama binamız otuz kat olsun; organım olsun ama iç çamaşırımla temas halinde olmasın. Peki canım.

Nvidia artık geri gelsin

Ekran kartı ve sistem yongası üreticisi Nvidia, kod adı Fermi olan GT300 yongasıyla yarışa devam etsin. Yahu PhysX ve benzeri önemsiz şeylerle bir firma ancak bu kadar süre hayatta kalabilirdi; sınırına da gelindi. Tabii bu benim kişisel görüşüm ve önemsiz şeyler derken CUDA teknolojisini ayrı tutuyorum. GPGPU’nun nasıl olması gerektiği konusunda önemli bir çalışma olan CUDA’dan başta PhysX olmak üzere birçok farklı çoklu ortam uygulaması faydalanabiliyor.

Nvidia 2010 için umut veriyor zira önemli bir kilometre taşı olan 40 nanometre üretim teknolojisi kendisini göstermiş durumda. En azından Nvidia’nın parke taşlarını çağrıştıran işlemcileri (abarttım birazcık) daha az enerji tüketip daha az ısı yayma eğiliminde olacak; bu bile başlı başına rahatlatıcı bir durum. Eksik kalan tek şey olan heyecan verici yeni ürünler (bu cümleyi kurarken kendimi çok pazarlamacı hissettim) tarafındaydı, umarım o da ortadan kalkacak.

iTunes ve alternatif kanallar çoğalsın

Yurt dışında olup da memleketimizde bulunmayan iki müzik dağıtım hizmetini buralarda da görmek isterdim. Bunlardan ilki iTunes. Apple’ın yeteneksiz iPod aygıtlarını anlamlı hâle getiren iTunes maalesef memleketimizde bulunmuyor. Sebebi, birçok kişinin sandığının aksine Apple’ın merkezinde bu konuda bir çalışma olmaması.

Bunun yanında SanDisk tarafından sunulan ve microSD bellek kartlarında sunulan albümler de kullanıcılara kullanışlı gelebilir. Kopya korumasız sunulan bu ürünler, içerik alındıktan sonra herhangi bir bellek kartı gibi kullanılmaya devam edilebiliyor. Öyle aman aman bir fikir olmasa da kullanışlılık açısında önemli bir getiri sunduğu kesin.

AMD mobil işlemcilerle gelsin

Intel tarafından korunan açık ara pazar önderliği, mali anlamda sorunlu dönemler geçirmeye devam eden AMD tarafından uzunca bir süre daha sarsılmayacak da olsa yeni ürünlere her zaman sıcak bakıldığı söylenebilir; tabii ki teşvikmiş, sindirmeymiş, bu tür garip hareketler olmadığı sürece. Farklı noktalara odaklanarak Atom’dan iyi ama çift çekirdekli CULV işlemcileri çeşitli yönlerden aratan ürünlere takılmış olan AMD, Intel’den aldığı milyar dolarlık bütçeyi hayırlı işlere ayırırsa, makul fiyatlı, az enerji tüketen ve üreticiler tarafından belirli model aralıklarında Intel’in sunduğu ürünlere seçenek üretebilecek işlemcilerin gelmesi işten değil.

Değerli AMD, dost acı söyler. Bu bilgisayar içindeki işlemci seni kurtarmaz!

AMD masaüstünde başarılı biçimde, ölümlülerin de edinebileceği sistemleri hem işlemci, hem ekran kartı, hem de yonga kümesi anlamında donatabiliyor. Dizüstüne uyarlanmış taşınabilir sistem yongaları ve üçüncü şahıslardan sağlanan ek bileşenler de sorunsuz; fakat işlemci konusu hâlâ sıkıntılı ve bir süre daha can sıkacağa benziyor.

3G adam olsun

Elbette bu konuyu çok derinlemesine deşecek değilim. Abonesi olduğum işletmeci 3G modem kampanyalı yeni bir veri erişim hattı almak istediğimde benden adrese gelen bir fatura istediğinde 3G konusunu bir süreliğine kapadım. Bunun yanında hâlâ arkadaşlarımdan bağlantıların tutarsız olduğu ve yer yer sapıttığını duymadığım gün yok. Elbette 3G bağlantılarının şebekelere bindirdiği yük muazzam; fakat bir hizmet için yapılacak yatırımın da insanların heveslerini kursaklarında bırakmayacak nitelikte olması makul bir beklentiden başka bir şey değil.

WiMAX gelse, dertler bitse

Elinde olsa telefon kullanmayı bırakıp hayatını VoIP yapacak benim gibi yaratıklar elbette bir taraftan fiberler sarsın dört bir yanını isterken bir yandan da WiMAX gelsin diye ellerini yukarı açıyorlar. Bunun yanında WiMAX teknolojisinin lisanslamaya başlaması, kablo fetişisti tekelcilerin gururunu feci biçimde incitecektir diye de düşünmüyor değilim.

İşin diğer tarafı, etrafımızda bu denli artan elektromanyetik dalgalar hoş bir ortam oluşturmuyor. Artık evleri korumak için Faraday kafesleri kurulmaya başlanırsa şaşırmam. Aslında kurulmaya hâlâ neden başlamadığını da merak etmiyor değilim.

Linux cebe girsin

Elbette şu sıralar cepteki en çok tutulan Linux türevi Google’ın Android platformu. Android ve diğer GNU/Linux girişimlerinin cep ortamında artışını görmek hem teknoloji hem de bağımsızlık anlamında önemli ilerlemeler olacak.

Konu mobil işletim sistemi olduğunda…

Yeri gelmişken, cebe sığan sistemlerdeki işletim sistmei tercihimi tekrar vurgulayayım: Exchange Server’ınız yoksa, WinMo değil Symbian tercih etmeniz daha doğru. Hayaıtnız Gmail ile yürüyorsa da artık Android kullanmayı deneyebilirsiniz.

Yeni yıl dileklerim burada son buluyor. Elbette, şimdilik. Yılın devamını hep birlikte getirebiliriz. Bakalım, görelim; neler olacak, neler olamayacak.