Posts Tagged ‘toplumsal iletişim’

Toplumsal iletişim araçları ne iş görür?

Salı, 2009.12.22

Son zamanlarda ülkemizdeki firmaların da keşfettiği toplumsal internet mecraları kullanıcılara ulaşmak için en verimli yöntemlerden birisi haline geldi. Verimlilikten kastım, ilk etapta maliyet verimliliği olsa da iletişimin netliği de önemli bir alan. Bu konuda kim, neyi nasıl yapıyor? Anadolu çocuğu neyi nasıl yiyor?

İşe biraz insan doğasından başlayayım istiyorum. İnsanın özü kanmaya meyillidir. Öyle ki, Göthe’nin bir sözü bütün bu yaşanan hengâmeyi özetler gibi: İnsanları kandıramazsınız; onlar kendi kendilerini kandırır.  Biliyorum, sevmeyenlerimin sayısı artacak ama yalandan dolandan sıyrılmak lazım hafif hafif.

Devlet kurumları internete tasdik mekanizmaları ve kayıt yöntemleri getirmeye çalışadursun, birkaç gerçek var ki internetin nasıl kullanılabileceğini biraz daha iyi gösteriyor: İnternete bir güvensizlik atfetmek istemem ama sonuçta her verdiğiniz bilginin birileri tarafından (bilinçli veya bilinçsiz olarak kullanılmak üzere) dizinlendiğini az çok biliyoruz. Bunun yanında size verilen bilgilerin her zaman doğru olup olmayacağını denetlemek de mümkün olamayabilir.

Verinin toplanması, dizinlenmesi ve işlenmezi apayrı bir mevzu da olsa internette birilerinin verdiği bilgilerin yanıltıcılığı, doğrulanmadan uzak olabilmesi veya yapay ama tutarlı bilgi tedariğinin sağlanması özellikle toplumsal iletişim araçlarında (social media) çok görülen bir durum. Zaten amiyane tabirle hasta eden durumlardan bir tanesi de bu.

Giriyorum, egomu saçıyorum mirim!

Toplumsal iletişim araçlarını kullanan birçok kişi, kendisine o ortam için çizdiği bir kimliği kullanmayı tercih ediyor. Toplumsal ağlar olarak tabir ettiğimiz, Facebook, Twitter, FriendFeed veya internet güncelerinde insanlar gerçek hayata var olan veya olmayan meziyetleri, yaşadıkları olayları ve deneyimlerini paylaşıyorlar. Bunun yanında bunları aktarırken kimi zaman olduğu gibi yazıyorlar, bazen de kendilerine “sen neymişsin be abbii” dedirtecek kıvama çekebiliyorlar.

Özellikle toplumsal kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, bu bölgelerde kendi kahramanlarını üretme eğilimini de beraberinde getiriyor. Nasıl ki toplum içinde saygı gören yaşı nispeten küçük ağır abiler lise çıkışında son sınıftaki liseli sevgililerine kavuşmadan önce etraftaki diğer liselilere kendilerini rol modeli olarak gösterecek ağırlık sergiliyorsa, her toplumsal ortamın benzer biçimde işleyen bir kanaat önderi olması kaçınılmaz. Tabii burada mesele sadece ağırlık falan değil, bir şekilde popüler olma şekline kendisini gösterebiliyor.

Sevenim çok, kahretsin!

Şimdi iğneyi kendi üzerimde deneyeyim: Öyle bileklerini kesen takipçilerim falan olmadı, olmaz da. Zira genellikle olanı olduğu gibi söyleyen birisi olduğum ve düşmana karşı çenemi kapatıp dosta gerçekten acımasız hakikati gösterdiğim için öyle şuursuzca “Berkin bizi diskoya götür” diyen bir kitlem olacağını sanmıyorum. Elbette birileri bir yerlerde yazdıklarımı okuyup “eline ve beynine sağlık” diyordur ama şuursuzca “var ya bu adam inanılmaz” diyenler yoktur. Ben de anlamadığım konularda konuşmayarak gereksiz bir kitleyi etrafıma toplamaya uğraşmıyorum.

Ama öyle insanlar var ki, ya her konuda ahkâm kesiyor ya da kendi uğraşısını dünya harikalarından birisi olarak gösteriyor. Bu tür insanları hem tebrik ediyorum hem de hafif hafif tiksiniyorum. Bu biraz da üretenin değil pazarlayanın daha fazla öne çıktığı şatafatlı ve genellikle çok daha düşük zekaya sahip insanların etkilendiği ortamın üretildiği mühendishânelere olan nefretimin bir yansıması olabilir.

Zırvaların bini bir para

Toplumsal kitle iletişimde oradan buradan topladığı zırvaları çok daha fazla kişiyle paylaşan insan sayısı da az değildir. Bu tür insanlar genellikle değerlendirme yeteneğinden nasibini az miktarda almış, üzerine de hayata tutunmaya çalıştığı konuda kendisini fikrî önder olarak görmeye ve göstermeye çalışmaya başladıklarında film iyice kopmaya başlıyor.

Özellikle geleceği tartışmaya çalışan, kendince taze fikirler sunan veya pazarlama izlemleri oluşturmaya çalışan zavallılar, kendilerine ait birkaç fikri sunmaya çalıştıklarında konudan aslında ne kadar uzak olduklarını hemen gözler önüne sermeye başlarlar. Bu sebeple zamanında eski bir arkadaşımı FriendFeed’den kaldırdığımı hatırlıyorum. Takip ettiği amatör pazarlamacı artık öyle saçma şeyler gönderiyordu ki, fenalık gelmişti (eh, arkadaş da onları beğenip görüş alanıma sokuyordu).

Kerameti kendinden menkul insanlar

Şimdi bir de son zamanlarda bir bilogır muhabbeti çıktı. Dile saygı çerçevesinde bu arkadaşlara (ki sanırım ben de teknoloki.com ile bu insanlar arasına dahil olmuş oldum) ben doğrudan günceci diyorum. Güncecilik kavramı özellikle ABD’de bağımsız yorumcuların siyasetten spora kadar geniş bir alanda kendi kitlelerini yarattığı vakitten beri önemli bir olgu. Tamamen bağımsız (gibi görünen, aslını bilemeyiz) olarak yayın yapan bu günceler insanların akıllarında belirli olaylar, kavramlar veya ürünlerle ilgili çeşitli düşünceler oluşmasını sağladığı için kanaat önderi olarak kabul ediyorlar ve kendi pazarlama izlemlerinde bu insanlara yer vermeye, değilse bile en azından onlarla iyi geçinmeye çalışıyorlar.

Türkiye’de ise durum farklı. Sahip olduklarını iddia ettikleri altyapının yoksunluğunu fark etmeyen firmalar tarafından “yurt dışından bana bilogır bul dediler” emriyle hareket eden insanları orada burada görmeniz olası. Özellikle kendi alanım için konuşayım; teknoloji basınına yıllarca hizmet ettikten sonra bazı noktalarda kerameti kendinden menkul insanların benim ve diğer emekçilerden daha fazla ihtimam görmesi rahatsızlık yaratıyor.

Arada sırada…

Peki bunların arasında iyiler yok mu? Elbette var; fakat bu kişilerin de biraz araştırınca fazlaca iyi yetişmiş, kendisini yetiştirmiş ve/veya basın geçmişi olan kişiler olduğunu görüyoruz. Bu konuda, kendi alanımda verebileceğim en iyi örnek herhalde Burak Bayburtlu ve sitesi burak.com olsa gerek. Tabii yanında çağrıldığı kişilere baktığımızda “şu kadar paraya bülteninizi yayınlarız” diyip saçma salak konulara atlarken FriendFeed’de “bu konuya şu kadar layk almam lazım” diyen embesilleri de görebiliyoruz.

Her şey zaman meselesi elbette. Zaman içinde okur da destekçiler de bir şekilde daha olgun olanın peşine düşecek ve gelişmiş, anlaşılır, okunabilir, bir şeyler katabilecek yeterlilikte olan daha fazla öne çıkacak.

Yeterliliğin ve seviyenin hükümran olması dileğiyle…