Posts Tagged ‘dizüstü bilgisayar’

Tablet kime gerekir?

Perşembe, 2011.03.24

Herkesin tartıştığı, Apple bağnazlarının daha da alevlendirdiği tablet meselesine pek fazla gözardı edilen tarafından bakmak lazım: Gereklilik.

Steve Jobs’un iş konusundaki dehasını küçümseyecek değilim. Kendi kurduğu şirketten kovulan, sonrasında (arada) Pixar ve Next’i kurup tekrar koltuğuna döndüğü gibi iPod çılgınlığını başlatan Jobs’un her sözü bir pazarlama dersi gibi dinlenmelidir. Elbette iPad ve iPad 2 tanıtımlarında yaptığı konuşmalar da oldukça ikna ediciydi; hepimizin bir tablete (hatta sadece iPad’e) ihtiyacı var!

Özellik kadar sunum da önemlidir

Teknik üstünlük her zaman ürünü sattırmaz. Öyle olsa OS/2 ölmez, tek kullanıcı dostu *nix sistem MacOS olmaz (evet GNU/Linux kullanan birisiyim ama maalesef farklı farklı derlemeleri de olsa hâlâ MacOS’a biraz uzak) papatyalar solmaz… falan filan. Pazarlama da burada devreye giriyor aslında. iyi ürünü en iyi yapan şey bu küçük dokunuş. Apple ürünleri de, her ne kadar benim gözümde satıcısı sahibi olarak kalsa da, çok başarılı. Bu katma değer?!? ve Steve Jobs’un ürünlerine yıllardır yansıyan ikna kabiliyeti bir araya gelince herkes “bir tablet de ben alacağım” derdine düştü.

 

 

Üretim ve tüketim yaklaşımı

Tabletler, veriye erişim sırasında kullanılmak için üretilmiş şeyler. telefonun ekranını siz görebilirsiniz ama birkaç kişi belirli bir şeyi izlemek, değerlendirmek veya tartışmak istediğinde bir cep telefonuyla yapabileceğiniz şeyler sınırlı. Oyun oynamak, bilgiye erişmek, kısa mesajlar göndermek için tablet, yanında kocaman bir bilgisayar taşımak istemeyenler için biçilmiş kaftan. Yani bilgi üretmek değil tüketmek (erişmek de diyebiliriz, daha kibar) için herhalde tabletten daha iyisi yok. Tamam pil ömürleri elektronik kitap okuyucular kadar değil ama en nihayetinde renkli, büyük, şık ve çekici olduklarını söyleyebiliriz.

Veri üreten insanlar için ise insan arayüz aygıtlarına sahip olmamaları ve bağlanabilirlik seçeneklerinin kısıtlanması nedeniyle  tabletler pek fazla işe yaramayabilir. Eminim dokunmatik klavyeyle birkaç bin vuruşluk kısa bir makale bile yazmak istemezsiniz. Harici klavye ve işaretçi (fare ve benzeri şeyler) çözümleri elbette var ama yanınıza eklediğiniz yükten sonra hafif dizüstü bilgisayarlar ve tablet arasındaki yük farkını kapanacağı için bu noktada mantığı sorgulamak gerektiği kanısındayım.

Kendi adıma, geldiğim şu noktada, ne yapacağım ben tableti diyorum. Belki bir gün işime yararlar, kim bilir.

 

 

Lenovo IdeaPad Y550 ile dokuz ay

Pazartesi, 2010.10.11

IBM’den Lenovo’ya geçiş sürecinde insanların algısı “Bu Lenovo da ne ki?” sorusuna takılmış kalmış olabilir ama bu kadar uzun süre bana sorunsuz biçimde dayanabilen bir ürün sunabilen üreticinin kendisini kanıtladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Dokuz ayı aşkın süredir kullandığım Lenovo IdeaPad Y550 hakkındaki yorumlarım burada.

Hafiften sürdürüyor da olsam muhabirlik hayatımın bitişi ve güncecilik hayatımın başlayışında beni tekrar selamlayan Lenovo tarafından tedarik edilen bir dizüstü bilgisayarı gündelik olarak kullandığım biliniyor. Kullanmaya başlayalı dokuz ay olan Lenovo IdeaPad Y550 model dizüstü bilgisayara genellikle oyun amaçlı kullanmaya başlamam sebebiyle Dragunov ismini vermiştim.

Ucuz ve iyi bir işlemci olarak geçen senenin 2000 TL
civarında satılan bilgisayarlarını süsleyen P8700

Bir yıl içinde üç defa LCD panelinin aydınlatma sistemi bozulan Geisteskontakt sebebiyle tek bilgisayarım haline gelen Dragunov beni aylardır takılmadan götürüyor.

Teknik Özellikler

Intel Core 2 Duo P8700 işlemci
Nvidia GeForce GT 240 M ekran kartı
2×2 GB DDR3 1066 MHz bellek
500 GB SATA sabit disk
15,6 inç 1366×768 ekran
Adaptörle ~ 3 kg ağırlık
802.11 n kablosuz ağ
Bluetooth 2.1+EDR
Gigabit LAN
Birkaç defa kullandığım DVD yazabilen optik sürücü
Windows 7 Home Premium Türkçe 64 bit


Hiç kullanamadığım PhysX, CUDA ve DC 4.1 destekleri…

Katılamayan yazılım değerleri

İç bileşenler anlamında Intel, Nvidia ve AMD gibi genel tedarikçilere göbekten bağlı olan üreticilerin ürünlerine katma değer sağlamak amacıyla yaptığı birçok eğlenceli uygulama var. Açıkçası bu tür uygulamalar sadece sistemi ağırlaştırmaya yarıyor. Lenovo IdeaPad Y550 ile gelen bu uygulamalardan sadece VeriFace isimli, kameraya “klark çekince” giriş yapmamı sağlayan yazılımı kullanıyorum. Onu da şifreleme için kullandığımı söyleyemem. TPM ve parmak izi okuyucu olsa feci sevinirdim fakat Lenovo bu tür özellikleri sadece iş kullanıcılarına yönelik Thinkpad serisinde sunuyor.


Hiç basmadığım o tuş.

IdeaPad Y550 üzerinde birkaç özel işlev tuşu da mevcut fakat yedekleme ve kurtarma için olanı hayatım boyunca kullanmayacağım sanırım. Ayrıca Desktop Navigator yazılımı ve kendisi için ayrılan denetim tuşları da çok gereksiz olmuş (dost acı söyler). Elbette 2+1 ses sistemini yönettiğiniz Dolby Theater tuşu Windows altında gerekli arayüzü etkinleştirdiği için ara sıra kullanılıyor. Hoparlörler gördüğüm en iyisi değil ve duyduğum en müthiş sesi vermiyor ama eğlence bilgisayarı iddiasının altını yeteri kadar dolduruyor diyebiliriz. Güç düğmesinin yanındaki “sistem kurtar” tuşu ben temiz kurulum yaptığım için hiçbir işe yaramıyor.

İç ve dış güzelliği

Dayanıklılık anlamında, ekranın menteşelerinin biraz gevşemiş olması ve klavyenin ile çevre bağlantıların biraz tozlanmak haricinde hiçbir kusuru olmaması sevindirici. Koyu renkli de olsa parlak dış yüzeyde leke ve çizik görülebilir. Klavye ve çevresinin beyaz olması kiri çok gösteriyor fakat bununla yaşayabilirsiniz.

Artık Lenovo’da kıdemli kimi bulduysan söylediğim “CTRL tuşunu ne olur en sol en alt tuş yapın” cümlesi henüz yeni modellerde de gerçekleşmemiş olsa da basit (ve modele göre pek de resmî olmayabilen) bir BIOS güncellemesi ile küçük ama yerli yerinde bir CTRL ile olması gerekenden iri ama haddini bilen bir FN tuşuna sahip olabiliyorsunuz.

Fn ve CTRL tuşlarının kullanım sıklığı. Bir ay önce tamamen kırmızıya boyanan iki tuştan şu an CTRL görevi gören Fn tuşu tamamen temiz, Fn görevine atanan CTRL ise hâlâ kırmızı.

Bu konuda daha fazla ağlamayacağım ama Türkçe Q (bunu derken bile utanıyorum, Türkçe klavye F’dir; ayrıca onun adı eF değil Fe) en mükemmel klavye dizilimlerini sunan üreticilerden birisi olan Acer’ın bile (diğerlerinden bir tanesi de Sony’dir) Uzak Doğu için üretilmiş bir modelinde FN tuşunu sol altta görünce bunun başka mesele olduğunu düşünmeye başladım. Öhm, neyse delirtmeyin beni.

Fiziksel dayanıklılık yanında içerideki bileşenlerin de zor şartlar altında ayakta kalabilmesi önemli bir etken. Şimdiye kadar aldığım mavi ekranların bir tanesini aşırı yüklenen sanal makinelerin bellek hatası üretmesi, diğerini ise saatlerce süren oyun seansı ve art alan yazılımlarının ürettiği bir arıza sonrası almış olmam donanımsal anlamda yüksek bir kalitenin sunulduğunu gösteriyor. Bana bu kadar dayandıysa…


Ekran kartının artık güncel oyunlarda (Battlefield: Bad Company 2 diyelim) yetersiz kalması sebebiyle denediğim hız aşırtma işleminde bile saatlerce erimeden çalışması benzer yapıyı paylaşan Ideapad Y serisinin genel olarak verimli ve dayanıklı bir soğutma sunduğunu gösteriyor. Tabii performansı bu şekilde köklediğinizde sessiz durduğunu düşünmeyin, yapması gerektiği kadar gürültü yapıyor.

Port yerleşimlerinin bazıları akıllıca velâkin İKİ TANE USB YUVASININ NEDEN YAN YANA SAĞ ELİN ALTINA YERLEŞTİRİLDİĞİNİ ANLAMAK ÇOK GÜÇ! Optik sürücü öne alınsa ve o yuvalar yan yana dursa bile arkaya doğru konumlandırılsa çok daha iyi olurmuş. Şimdi bol keseden atıyorsun, bekâra karı boşamak kolay diyenler çıkabilir; fakat ürünün içinin gayet ferah olduğunu ve yapanın nasıl yaptığını az çok bilen birisi olarak mümkün diyorsam mümkündür. 🙂

Sonuç olarak…

Lenovo IdeaPad Y serisi genel olarak olumlu bir izlenim bırakıyor. Kırpılmış özellikler için genellikle IdeaPad Z serisi konumlandırılmış olsa da bu cicili bicili ama kullanışsız özellikler yanında donanımsal yeterliliğin de azaltılması anlamına geldiği için Lenovo’nun IdeaPad Y serisi üzerinde verdiği paranın hakkını söke söke alan kullanıcılar için biraz tadilat yapması şart.

Oyun ve ağır yük için iş altına rahatça yatacak ve buna uzun süre dayanabilecek bir ürün serisi olduğunu bana kanıtlamış durumda. Şu sıralarda Intel’in bir Core i7 işlemcisini taşıyan bir üst model IdeaPad Y650 daha yüksek oyun ve iş performansı sunuyor. Hırpalanmasın diye çok da nazik kullanmanız gerekenmeyen bir oyun ve eğlence bilgisyarı arıyorsanız bakmadan geçmeyin.

AMD, Acer’da aradığını bulur mu?

Çarşamba, 2009.11.11

Geçtiğimiz haftalarda Acer ve AMD tarafından düzenlenen bir toplantıda Ferrari One’ı yakından tanıdım. Şu sıralarda satışta olan bu gelişmiş minik bilgisayar kullanıcılara sunulan önemli bir değerin yanı sıra bu iki dev üretici için de önemli bir adım olabilir mi? AMD, ihtiyaç duyduğu iş ortağını acaba bulabildi mi?

AMD_dragon_fusion

AMD; açık ara geride olduğu taşınabilir bilgisayar pazarında sorun yaşamaya ve günü de aslında fazlasıyla iyi kurtarabilecek ürünlerle gelmeye devam ediyor. En son Athlon X2 taşınabilir sistme işlemcileri, esas ürün gamını oluşturan Turion X2 Ultra işlemcilerine ucuz, düşük performanslı bir seçenek olarak sunuluyor. Eh, bu işlemciler Intel’in Atom’u kadar çakma olmadığı için AMD yarattığı bu dizüstü pazarına ince ve hafif (thin and light) diyor. Tabii bu ürünler performans tarafında da hafif ama Intel’in Atom bileşenlerini kullanan bilgisayarlardaki birçok sorun da ortada yok.

Her derde deva

Açık konuşalım, AMD’nin ince ve hafif çözümleri, Atom’u birçok uzman için (ben dahil) işe yarar hâle getiren Nvidia ION’dan çok daha ileri. Burada Nvidia ve AMD kıyaslaması yapmaya gerek görmüyorum, o apayrı bir konu; fakat Kırpılmış AMD işlemciler benzer fiyat aralığında Atom’u dağıtıyor gibime geliyor. İşin içine AMD’nin her türlü grafik yongasına tümleştirdiği evrensel video çözücü (UVD) var ki, tadından yenmiyor. M780G sandığımdan uzun ömürlü oldu ama yetiyorsa yenisine gerek yok.

FSC vardı, ne oldu ona?

AMD, büyük umutlar bağladığı (belki de gerçekçi davrandılar, emin değilim) Puma platformuyla mükemmel pil ömrü sunamasa da marka içinde ATI grafik işlemcilerini güzel bir biçimde bir araya getirerek değiştirilebilir grafik işlemcisi konusunda önemli bir yol aldı. Bunun yanında yenilenen Turion X2 Ultra işlemcileri de daha iyi bir başarım gösteriyordu. Tabii işin güzel kısmı ekonomisiydi.

fujitsu-siemens-amilo-3000-series

Eski mutlu günler Fujitsu ve Siemens için geride kaldı.

Türkiye’de yapılan tanıtımda, Almanya merkezli rahmetli Fujitsu Siemens Computers ile ortaklaşa sınadıkları bu yaklaşımı sergilediler. Hatta FSC’nin AMD ile ne kadar yakın çalıştığından falan dem vuruldu. XGP olarak anılan harici ekran kartı çözümü de sadece FSC tarafından Amilo Graphics Booster adıyla çıkartılacaktı. Tabii bunlar yalan oldu, Alman ortak kaçtı, FSC de Fujitsu Technology Solutions oldu ve bunun gibi birçok baltalayıcı olay gerçekleşti. Zaten o tanıtımlarda ortaya konulan ürünler de amiyane tabirle dana gibiydiler ve en hafifletilmiş ürünle içi en dolu arasında nedereyse hiç kasa farkı yoktu. Sadece fiyat üstünlüğüyle bir yere varılmamasını garipsemiyorum. Biraz da tasarım gerekiyor.

Scuderia Ferrari, AMD ve Acer

İyi günde ve kötü günde Scuderia Ferrari’nin yanında olan Acer ve AMD’nin bir noktada, şu güne kadar genellikle sadece Acer Ferrari ürününde işbirliği yapması kaçınılmazdı. Tabii bu ilişki nereye kadar ilerledi, tartışmaya açık zira Acer dizüstü bilgisayar alanındaki en büyüklerden birisi ve kaynağı sınırsız desek yeridir.

scuderia_ferrari_f1

Elbette hiçbir ticari kurum sadece laf olsun diye çuvalla ar-ge parası akıtmaz. Herhalde AMD’den de taşınabilir sistemler konusunda çok büyük mucizeler beklenmediği için çok fazla bir araya gelinmemiştir. Ama Ferrari markasının iki iş ortağıyla bir araya geldiği ürünler, performans ve pil ömrü açısından mükemmel olmasa da görsel tasarım açısından oldukça ilgi çekici ve yenilikçiydi.

Scuderia_Ferrari_Logo_2007

Ortaya çıkan Ferrari yaklaşımı iki markaya da erişilmeze (fiyat olarak, yanlış anlamayın) imza attıkları için değer kattı ve Ferrari çılgınlarına daha erişilebilir bir Ferrari sundu. Yeni gelen Ferrari One ise herkese hitap eden bir Ferrari halinde, dolayısıyla Italyan ateşini şu günlerde daha fazla görmeye başlayabiliriz. İtalyan ateşi derken, Acer’ın da aslında nereli olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Hemşehrim, memleket nere?

Acer, Tayvan, yani Çin Cumhuriyeti merkezli bir kuruluş; fakat zihniyet olarak fazlaca Avrupalı bir görüntü çiziyor. Özellikle de ABD’de yaptıkları yatırım sonrasında Gateway gibi bir üreticiyi bünyelerine katıp Dell’in ardından ikinci sıraya oturmuş olmaları önemli bir ayrıntı.

AMD’nin nereli olduğunun çok fazla önemi yok, ne de olsa dünya üzerinde birkaç tane işlemci tasarlayan firma mevcut. Bunun yanında üretim teknolojisi konusunda Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde bolca tesis var. İşlemci paketlemeleri (çekirdeğin işlemciye çevrilmesi) farklı yerlerde yapılıyor. Aslında Arap ortaklardan sonra AMD daha uluslararası bir yapıya kavuştu. Eh bunun yanında kendilerine Arabian Micro Devices diyen büyükçe bir kitle de oluşmadı değil.

Söyle buldun mu, aradığın Sony’yi?

Sony konusuna gelene kadar lafı biraz uzattım, farkındayım ama konuşmasam olmaz. Elim veya çenemin bir arada durduğu görülmemiş olmakla birlikte beraber çalıştıkları da gözlenmiştir.

Sony, Intel’le özelleşmiş çalışmalar yapmak konusunda iyi bir kuruluş. Tabii burada bahsettiğim Sony, Sony Computer isimli firma. VAIO ürün ailesiyle birlikte Intel işlemcileri ve teknolojileriyle neler yapılabileceği konusunda artık sunmadığı yaklaşım kalmayan Sony, ürün kalitesi ve özellikleri yanında işletim sistemi bağımlılığı konusunda da rakipsiz. Tabii son dediğim çok çok kötü bir durum ama gülü seven dikenine selam söyler.

sony-vaio-type-z-1Ecnebilerin geek tabir ettiği insanların gözdesi: VAIO Z

Sony tarafından sunulan ürünler, diğer markaların da peşinden koştuğu ama maliyetler sebebiyle Sony’ye nazaran daha kırpılmış şekillerde son kullanıcıyla buluşan daha başka ürünler olarak farklı üreticiler tarafından ilham alınan yaklaşımlar olarak piyasada varlığını sürdürüyor. Bir buçuk kiloluk ürünlerde kullanılan değiştirilebilir grafik teknolojileri (VAIO Z), kasada kullanılan karbon fiber ve alüminyum gibi dayanıklı malzemeler, dar alanda kısa paslaşmalar (VAIO TT) ve Dev gibi ekranlara sahip netbook’lar (VAIO P) Japonların bu konuda ne kadar inanılmaz işler çıkardıklarını gözler önüne seriyor.

Uzun lafın kısası, Sony, Intel teknolojileriyle neler yapılabileceğini acımasızca gözler önüne seriyor. Pazar payları tepede olmasa da onlar yaptıkları işten ve diğerlerine ilham vermekten çok memnun. Peki AMD için bir Sony mümkün mü?

AMD+Acer, Ferrari One ile kalır mı?

Elbette birçok ara modelde AMD ve Acer birlikteliğini görmek mümkün. Tabii Sony gibi bir yeni yaklaşımla çıkıp gelecek modellerin Ferrari One ile sınırlı kalma ihtimali de beni rahatsız ediyor. Yani elbette kimse Acer’a duygu sömürüsü yapıp kârsız bir işe sokmak istemez ama AMD bu eksikliği hissediyorsa değiştirilebilir grafik teknolojisini zamanında Asus’tan test için gelen dana gibi aletlerle değil, Acer Timeline serisi gibi (sadece “gibi”) şık ve ince ürünlerle sunulması konusunda birilerine baskı yapabilir. Mesela, sonuçta ne kadar Timeline ayarında pil ömrü görürüz bilemiyorum ama benzer 13,3 ve 14,1 inçlik kasalarda, Core Solo yerine taşınabilir sistemler için üretilmiş, düşük güçlü ve çift çekirdekli Athlon II görsek fena olmaz.

ferrarione

Her ne kadar Ferrari One’ı Intel Atom kullanan Aspire One’lardan ayıran çok şey de olsa, görünüm açısından da kökten değişik bir ürüne fiyatına göre gelişmiş sayılabilecek özellikler eklediğinizde başarısız olması imkansız. İkisi de sattıran etmen olduğundan, ikisinin bir araya gelmesi kaçınılmaz başarıyı da getirecektir.

dv2’den Ferrari One’a

HP ile yapılan ve AMD’nin ilk netbook benzeri denemesi olan Pavilion dv2 fecaat olmuştu. Neyse ki Ferrari One bu görüntüyü biraz düzeltebilecek bir ürün. Bundan sonra AMD kendisine özel yaklaşımları Acer gibi özenli üreticilerle hayata geçirirse, dizüstü pazarında da payını artırması ve bununla birlikte yatırımını yükseltmesi kaçınılmaz olacaktır.