Posts Tagged ‘dizüstü’

Bilgisayarlar nelere dayanıyor, haberiniz yok!

Perşembe, 2011.03.24

Bugün Lenovo’dan dizüstü bilgisayarlarıyla ilgili bir bülten geldi. Bilgisayarların ne kadar dayanıklı olduğunu anlatan bu bültende birkaç eksik var.

Lenovo tarafından yapılan açıklamada CES  2011 kapsamında fuar ziyaretçilerinin gözü önünde ThinkPad serisi dizüstü bilgisayarlara yapılan işkence testlerinden bahsedilmiş. Bu testler arasında kapağın 30.000 defa açılıp kapanması, bilgisayarın üzerine 40 kg ağırlık koyulması ve su altında bekletilmesi var. Ayrıca biliyoruz ki, bu testlerden en sevileni, aşağıda gördüğünüz sahnede gerçekleşen, sütlü kahve ile yapılanı. Tabii ziyan olan kahveye üzülmek yerine hayatta kalan bilgisayara seviniyoruz.

Tabii Lenovo eksik yazmış: Dayanıklılık konusunda birçok rakibini kolayca saf dışı bırakabilecek, Sony’nin en tepe serisinden bir ürünü bile bir buçuk senede, tamamen doğal yöntemlerle, herhangi bir düşme veya çarpmaya maruz kalmadan veya içine bir şeyler dökmeden haşat etmeyi başarmış birisi olarak bir seneyi aşkındır oyun makinesi olarak kullandığım IdeaPad Y550‘nin hâlâ hayatta olduğu söylense daha da etkileyici olabilirdi.

 

Eh, en nihayetinde bu testler bilgisayarın önlem alınmış özelliklerini sınıyor, benim durumumda ise gerçek dünya testi söz konusu. 🙂 Tabii bu işin esprisi. Özellikle evvelki bilgisayarımla yaşadığım sorunlardan (ekranın bir yılda üç kere gitmesi, doğru düzgün tamir edilememesi) sonra, Lenovo ürünleri tam bir ilaç durumunda.

 

 

Yazıyı okurken bu sayfadaki açıklamaları dikkate alınız!

 

Lenovo IdeaPad Y550 ile dokuz ay

Pazartesi, 2010.10.11

IBM’den Lenovo’ya geçiş sürecinde insanların algısı “Bu Lenovo da ne ki?” sorusuna takılmış kalmış olabilir ama bu kadar uzun süre bana sorunsuz biçimde dayanabilen bir ürün sunabilen üreticinin kendisini kanıtladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Dokuz ayı aşkın süredir kullandığım Lenovo IdeaPad Y550 hakkındaki yorumlarım burada.

Hafiften sürdürüyor da olsam muhabirlik hayatımın bitişi ve güncecilik hayatımın başlayışında beni tekrar selamlayan Lenovo tarafından tedarik edilen bir dizüstü bilgisayarı gündelik olarak kullandığım biliniyor. Kullanmaya başlayalı dokuz ay olan Lenovo IdeaPad Y550 model dizüstü bilgisayara genellikle oyun amaçlı kullanmaya başlamam sebebiyle Dragunov ismini vermiştim.

Ucuz ve iyi bir işlemci olarak geçen senenin 2000 TL
civarında satılan bilgisayarlarını süsleyen P8700

Bir yıl içinde üç defa LCD panelinin aydınlatma sistemi bozulan Geisteskontakt sebebiyle tek bilgisayarım haline gelen Dragunov beni aylardır takılmadan götürüyor.

Teknik Özellikler

Intel Core 2 Duo P8700 işlemci
Nvidia GeForce GT 240 M ekran kartı
2×2 GB DDR3 1066 MHz bellek
500 GB SATA sabit disk
15,6 inç 1366×768 ekran
Adaptörle ~ 3 kg ağırlık
802.11 n kablosuz ağ
Bluetooth 2.1+EDR
Gigabit LAN
Birkaç defa kullandığım DVD yazabilen optik sürücü
Windows 7 Home Premium Türkçe 64 bit


Hiç kullanamadığım PhysX, CUDA ve DC 4.1 destekleri…

Katılamayan yazılım değerleri

İç bileşenler anlamında Intel, Nvidia ve AMD gibi genel tedarikçilere göbekten bağlı olan üreticilerin ürünlerine katma değer sağlamak amacıyla yaptığı birçok eğlenceli uygulama var. Açıkçası bu tür uygulamalar sadece sistemi ağırlaştırmaya yarıyor. Lenovo IdeaPad Y550 ile gelen bu uygulamalardan sadece VeriFace isimli, kameraya “klark çekince” giriş yapmamı sağlayan yazılımı kullanıyorum. Onu da şifreleme için kullandığımı söyleyemem. TPM ve parmak izi okuyucu olsa feci sevinirdim fakat Lenovo bu tür özellikleri sadece iş kullanıcılarına yönelik Thinkpad serisinde sunuyor.


Hiç basmadığım o tuş.

IdeaPad Y550 üzerinde birkaç özel işlev tuşu da mevcut fakat yedekleme ve kurtarma için olanı hayatım boyunca kullanmayacağım sanırım. Ayrıca Desktop Navigator yazılımı ve kendisi için ayrılan denetim tuşları da çok gereksiz olmuş (dost acı söyler). Elbette 2+1 ses sistemini yönettiğiniz Dolby Theater tuşu Windows altında gerekli arayüzü etkinleştirdiği için ara sıra kullanılıyor. Hoparlörler gördüğüm en iyisi değil ve duyduğum en müthiş sesi vermiyor ama eğlence bilgisayarı iddiasının altını yeteri kadar dolduruyor diyebiliriz. Güç düğmesinin yanındaki “sistem kurtar” tuşu ben temiz kurulum yaptığım için hiçbir işe yaramıyor.

İç ve dış güzelliği

Dayanıklılık anlamında, ekranın menteşelerinin biraz gevşemiş olması ve klavyenin ile çevre bağlantıların biraz tozlanmak haricinde hiçbir kusuru olmaması sevindirici. Koyu renkli de olsa parlak dış yüzeyde leke ve çizik görülebilir. Klavye ve çevresinin beyaz olması kiri çok gösteriyor fakat bununla yaşayabilirsiniz.

Artık Lenovo’da kıdemli kimi bulduysan söylediğim “CTRL tuşunu ne olur en sol en alt tuş yapın” cümlesi henüz yeni modellerde de gerçekleşmemiş olsa da basit (ve modele göre pek de resmî olmayabilen) bir BIOS güncellemesi ile küçük ama yerli yerinde bir CTRL ile olması gerekenden iri ama haddini bilen bir FN tuşuna sahip olabiliyorsunuz.

Fn ve CTRL tuşlarının kullanım sıklığı. Bir ay önce tamamen kırmızıya boyanan iki tuştan şu an CTRL görevi gören Fn tuşu tamamen temiz, Fn görevine atanan CTRL ise hâlâ kırmızı.

Bu konuda daha fazla ağlamayacağım ama Türkçe Q (bunu derken bile utanıyorum, Türkçe klavye F’dir; ayrıca onun adı eF değil Fe) en mükemmel klavye dizilimlerini sunan üreticilerden birisi olan Acer’ın bile (diğerlerinden bir tanesi de Sony’dir) Uzak Doğu için üretilmiş bir modelinde FN tuşunu sol altta görünce bunun başka mesele olduğunu düşünmeye başladım. Öhm, neyse delirtmeyin beni.

Fiziksel dayanıklılık yanında içerideki bileşenlerin de zor şartlar altında ayakta kalabilmesi önemli bir etken. Şimdiye kadar aldığım mavi ekranların bir tanesini aşırı yüklenen sanal makinelerin bellek hatası üretmesi, diğerini ise saatlerce süren oyun seansı ve art alan yazılımlarının ürettiği bir arıza sonrası almış olmam donanımsal anlamda yüksek bir kalitenin sunulduğunu gösteriyor. Bana bu kadar dayandıysa…


Ekran kartının artık güncel oyunlarda (Battlefield: Bad Company 2 diyelim) yetersiz kalması sebebiyle denediğim hız aşırtma işleminde bile saatlerce erimeden çalışması benzer yapıyı paylaşan Ideapad Y serisinin genel olarak verimli ve dayanıklı bir soğutma sunduğunu gösteriyor. Tabii performansı bu şekilde köklediğinizde sessiz durduğunu düşünmeyin, yapması gerektiği kadar gürültü yapıyor.

Port yerleşimlerinin bazıları akıllıca velâkin İKİ TANE USB YUVASININ NEDEN YAN YANA SAĞ ELİN ALTINA YERLEŞTİRİLDİĞİNİ ANLAMAK ÇOK GÜÇ! Optik sürücü öne alınsa ve o yuvalar yan yana dursa bile arkaya doğru konumlandırılsa çok daha iyi olurmuş. Şimdi bol keseden atıyorsun, bekâra karı boşamak kolay diyenler çıkabilir; fakat ürünün içinin gayet ferah olduğunu ve yapanın nasıl yaptığını az çok bilen birisi olarak mümkün diyorsam mümkündür. 🙂

Sonuç olarak…

Lenovo IdeaPad Y serisi genel olarak olumlu bir izlenim bırakıyor. Kırpılmış özellikler için genellikle IdeaPad Z serisi konumlandırılmış olsa da bu cicili bicili ama kullanışsız özellikler yanında donanımsal yeterliliğin de azaltılması anlamına geldiği için Lenovo’nun IdeaPad Y serisi üzerinde verdiği paranın hakkını söke söke alan kullanıcılar için biraz tadilat yapması şart.

Oyun ve ağır yük için iş altına rahatça yatacak ve buna uzun süre dayanabilecek bir ürün serisi olduğunu bana kanıtlamış durumda. Şu sıralarda Intel’in bir Core i7 işlemcisini taşıyan bir üst model IdeaPad Y650 daha yüksek oyun ve iş performansı sunuyor. Hırpalanmasın diye çok da nazik kullanmanız gerekenmeyen bir oyun ve eğlence bilgisyarı arıyorsanız bakmadan geçmeyin.

2010 yılından beklentiler

Pazar, 2010.01.10

Yeni yıl geldi ve tarihlerin yıl hanesinde birkaç gündür 2010 yazıyor. Her ne kadar zaman feci biçimde bağıl bir kavram da olsa değişimler için dayana noktası almak için daha farklı çözümler bulmak her zaman mümkün değil. Neyse, kendi konumuza dönelim ve 2010 yılından beklentilerimi sıralamaya başlayayım.

2010 için yayınladığım yeni yıl kartı.

Alışılageldik biçimde 2010 yılından on beklenti gibi bir yaklaşımım yok. Aklıma gelenleri estiği gibi yazıyorum. O sebeple gün olur yeni beklentiler oluşur, oturup bu yazıyı güncellerim veya yeni bir beklenti listesi oluştururum.

İnternet rekabete açılsın

Bu çok zor biliyorum. Durduk yere saçma salak rakamlar özelleştirildiğini düşündüğüm Türk Telekom (PTT’nin t’si) ve bir kısmının sahiplerinin rant derdi internetin ucuzlaması ve özgürleşebilmesinin önünde önemli bir engel. Hâlen çıplak ADSL tabir edilen, telefon bedeli veya aboneliği almadan ADSL teknolojisinin memlekette görülememiş olması elbette Telekom’un çıkarı haricinde kimseye hizmet etmiyor. Eh bu kadar kerizi bir arada bulan hakim işletmeci de bu tatlardan vazgeçemiyor. Bakalım, umut verici gelişmeler oldu olacak. Bu şekilde belki diğer internet bağlantı tedarikçileri de huzura erer. Hazır gitmişken TTNet alalım yaklaşımı sonlanmış olur.

Sansür bitsin

Her ne kadar ifade özgürlüğü anayasal olarak çok kısıtlı ve mutaassıp insanlara daha fazla hizmet eder halde olsa da (dini olguları, bireyleri, kurumları, insanları eleştirmek çoğunlukla tahkir ve tezyif olarak değerlendirilebiliyor) belirli sınırların çizilmesi konusunda ne kadar elzem olduğu tartışmaya açık bir vazifeyi ifa ediyor. Eh bunun kullanan sapık vatandaşlar da “ben bundan kıl kaptım kardeş” diyerek internette, yoldaki vatandaşa hitap eden muzır neşriyat bırakmıyor. Tabii bunun yanında vay efendim bana sövdü, şöyle böyle dedi diyen kerameti kendinden menkul insanlar da ilim irfan kaynağı olarak değerlendirilebilecek sitelerin odunu veriyor beline beline…

Sus, soru sorma, konuşma, düşünme; mümkünse sadece nefes al.

Her ne kadar dijital içerikte fikri mülkiyetin esnetilmesi gerektiğini düşünsem de fikir ve sanat eserleri kanununa dayanan erişim engellemeler bu işi sadece yokuşa sürüyor. Müziğin, aslında genel olarak sanatın endüstrisi olmaması gerektiğini düşünsem de bu anlamda sanatçı ve yapımcıların çıkarlarını koruyan meslek birliklerine ağzımı açıp gözümü yumup saydıramıyorum. Bunlara sövmek yerine  FSEK’i değiştirmeye çalışanlar haricinde geri kalan kişilerin boş konuştuğunu açık açık söyleyebilirim. Bakın yine delirdim: Bir şeye hukuksuz demek için hukukta olmaması gerekir, komik olmayın. Hukuki olmaktan çıkartırsanız, huzura erersiniz. Coğrafyamın zihniyeti tabii; temel kazmayalım ama binamız otuz kat olsun; organım olsun ama iç çamaşırımla temas halinde olmasın. Peki canım.

Nvidia artık geri gelsin

Ekran kartı ve sistem yongası üreticisi Nvidia, kod adı Fermi olan GT300 yongasıyla yarışa devam etsin. Yahu PhysX ve benzeri önemsiz şeylerle bir firma ancak bu kadar süre hayatta kalabilirdi; sınırına da gelindi. Tabii bu benim kişisel görüşüm ve önemsiz şeyler derken CUDA teknolojisini ayrı tutuyorum. GPGPU’nun nasıl olması gerektiği konusunda önemli bir çalışma olan CUDA’dan başta PhysX olmak üzere birçok farklı çoklu ortam uygulaması faydalanabiliyor.

Nvidia 2010 için umut veriyor zira önemli bir kilometre taşı olan 40 nanometre üretim teknolojisi kendisini göstermiş durumda. En azından Nvidia’nın parke taşlarını çağrıştıran işlemcileri (abarttım birazcık) daha az enerji tüketip daha az ısı yayma eğiliminde olacak; bu bile başlı başına rahatlatıcı bir durum. Eksik kalan tek şey olan heyecan verici yeni ürünler (bu cümleyi kurarken kendimi çok pazarlamacı hissettim) tarafındaydı, umarım o da ortadan kalkacak.

iTunes ve alternatif kanallar çoğalsın

Yurt dışında olup da memleketimizde bulunmayan iki müzik dağıtım hizmetini buralarda da görmek isterdim. Bunlardan ilki iTunes. Apple’ın yeteneksiz iPod aygıtlarını anlamlı hâle getiren iTunes maalesef memleketimizde bulunmuyor. Sebebi, birçok kişinin sandığının aksine Apple’ın merkezinde bu konuda bir çalışma olmaması.

Bunun yanında SanDisk tarafından sunulan ve microSD bellek kartlarında sunulan albümler de kullanıcılara kullanışlı gelebilir. Kopya korumasız sunulan bu ürünler, içerik alındıktan sonra herhangi bir bellek kartı gibi kullanılmaya devam edilebiliyor. Öyle aman aman bir fikir olmasa da kullanışlılık açısında önemli bir getiri sunduğu kesin.

AMD mobil işlemcilerle gelsin

Intel tarafından korunan açık ara pazar önderliği, mali anlamda sorunlu dönemler geçirmeye devam eden AMD tarafından uzunca bir süre daha sarsılmayacak da olsa yeni ürünlere her zaman sıcak bakıldığı söylenebilir; tabii ki teşvikmiş, sindirmeymiş, bu tür garip hareketler olmadığı sürece. Farklı noktalara odaklanarak Atom’dan iyi ama çift çekirdekli CULV işlemcileri çeşitli yönlerden aratan ürünlere takılmış olan AMD, Intel’den aldığı milyar dolarlık bütçeyi hayırlı işlere ayırırsa, makul fiyatlı, az enerji tüketen ve üreticiler tarafından belirli model aralıklarında Intel’in sunduğu ürünlere seçenek üretebilecek işlemcilerin gelmesi işten değil.

Değerli AMD, dost acı söyler. Bu bilgisayar içindeki işlemci seni kurtarmaz!

AMD masaüstünde başarılı biçimde, ölümlülerin de edinebileceği sistemleri hem işlemci, hem ekran kartı, hem de yonga kümesi anlamında donatabiliyor. Dizüstüne uyarlanmış taşınabilir sistem yongaları ve üçüncü şahıslardan sağlanan ek bileşenler de sorunsuz; fakat işlemci konusu hâlâ sıkıntılı ve bir süre daha can sıkacağa benziyor.

3G adam olsun

Elbette bu konuyu çok derinlemesine deşecek değilim. Abonesi olduğum işletmeci 3G modem kampanyalı yeni bir veri erişim hattı almak istediğimde benden adrese gelen bir fatura istediğinde 3G konusunu bir süreliğine kapadım. Bunun yanında hâlâ arkadaşlarımdan bağlantıların tutarsız olduğu ve yer yer sapıttığını duymadığım gün yok. Elbette 3G bağlantılarının şebekelere bindirdiği yük muazzam; fakat bir hizmet için yapılacak yatırımın da insanların heveslerini kursaklarında bırakmayacak nitelikte olması makul bir beklentiden başka bir şey değil.

WiMAX gelse, dertler bitse

Elinde olsa telefon kullanmayı bırakıp hayatını VoIP yapacak benim gibi yaratıklar elbette bir taraftan fiberler sarsın dört bir yanını isterken bir yandan da WiMAX gelsin diye ellerini yukarı açıyorlar. Bunun yanında WiMAX teknolojisinin lisanslamaya başlaması, kablo fetişisti tekelcilerin gururunu feci biçimde incitecektir diye de düşünmüyor değilim.

İşin diğer tarafı, etrafımızda bu denli artan elektromanyetik dalgalar hoş bir ortam oluşturmuyor. Artık evleri korumak için Faraday kafesleri kurulmaya başlanırsa şaşırmam. Aslında kurulmaya hâlâ neden başlamadığını da merak etmiyor değilim.

Linux cebe girsin

Elbette şu sıralar cepteki en çok tutulan Linux türevi Google’ın Android platformu. Android ve diğer GNU/Linux girişimlerinin cep ortamında artışını görmek hem teknoloji hem de bağımsızlık anlamında önemli ilerlemeler olacak.

Konu mobil işletim sistemi olduğunda…

Yeri gelmişken, cebe sığan sistemlerdeki işletim sistmei tercihimi tekrar vurgulayayım: Exchange Server’ınız yoksa, WinMo değil Symbian tercih etmeniz daha doğru. Hayaıtnız Gmail ile yürüyorsa da artık Android kullanmayı deneyebilirsiniz.

Yeni yıl dileklerim burada son buluyor. Elbette, şimdilik. Yılın devamını hep birlikte getirebiliriz. Bakalım, görelim; neler olacak, neler olamayacak.