Posts Tagged ‘bilgisayar’

Yıllar sonra masaüstü bilgisayar yapmak

Pazartesi, 2012.05.21

 

İşim gereği yıllardır işe güce de yer yer kullandığım bilgisayarlarım sadece dizüstü oldu. İş yerlerimde kullandığım masaüstü sistemler vardı ama çantaya atıp istediğim yere götüremediğim bilgisayara bilgisayar demiyordum. Biraz hastalıklı ve maliyetli bir zihniyet elbette ama hayatı kolaylaştırdığı konusunda  diyecek bir şey yok. Sonra ne mi oldu? Oyun oynayasım geldi…

 

 

Açıkçası hem yüksek performansa sahip olan hem de taşınabilirlik sınırları içinde kalan bir bilgisayarım vardı. Şu an hâlâ kullandığım dizüstü bilgisayarım Daito işlemci olarak şahane, grafik işlemcisi açısından da orta seviye sayılabilecek bir makineydi. Fakat Frostbite 1.5 oyun motorunu kullanan Battlefield Bad Company 2 oyununda bile düşük çözünürlükte ağlıyordu. Açıkçası sadece World of Warcraft oynamayacağımı idrak ettim ve canım sıkılmaya başladı. Bu sıkıntıyı da bir şekilde çözmüş bulunuyorum.

Kocaman kasalardan nefret ettiğimi söylemiş miydim? Bu nedenle bir InWin Dragon Slayer kasa içinde microATX standardında bir ana kart kullanarak bu sistemi oluşturdum. İsmi de bu kasadan ve oyunlardaki hikaye unsuru canlılardan geliyor: Ejderkesen!

 

Merhaba Ejderkesen!

 

Ana kart: Gigabyte Z77M-D3H

Müthiş bir ana kart değil, microATX olması elzem özellikleri barındırması (SATA 3.0, USB 3.0 ve ilgili işlemci desteği) zaten sınırlı olan havuzdan bunu seçmemle sonuçlandı. Akşam 7’de bilgisayar parçaları satan bir yere gidip sabaha birleştirilip kadar çalışacak o bilgisayar gazındaysanız olur böyle şeyler. Memnunum, işimi görüyor. Hız aşırtma yetenekleri müthiş değil. Bununla birlikte işlemci için en yüksek TDP ayarı yapmanıza ve her türlü frekansla oynamanıza izin veriyor. 33’ten 35 çıkardığım “olağan vaziyet” çarpanı ve Intel Turbo Boost çarpanı ayarlarımı sorunsuz çalıştırıyor. İşlemci tek çekirdek devredeyken 4,3 GHz’e kadar çıkmak üzere programlı. Teklemeden çalışıyor.

 

İşlemci: Intel Core i5 2500K

Söyleyecek çok söz yok, sanırım kendi fiyat aralığındaki en makul işlemci. K eki çarpan kilidinin olmadığını gösteriyor. 3,3 GHz’den 3,7 GHz’e kendi kendine çıkabiliyor; fakat el ile 4 GHz yapmayana iyi gözle bakmıyorlar genelde. 🙂 Bir senelik bir işlemci ama alınır mı derseniz alınır.

 

Bellek: Kingston HyperX 4 GB 1600 MHz CL9 (x4)

Ucuz ve makul bir bellek modülü. Ana kartınız gelişmiş bellek profil desteğine sahipse tek hareketle olması gereken hızda çalıştırabiliyorsunuz. Satıcı size de bana dediği gibi “bu anakart 1333 MHz bellek destekliyor, verimli çalışmayabilir” diyebilir. Dikkate almayın. Evet, başlıktaki x4‘ü doğru okudunuz, 16 GB bellek kullanıyorum. Sudan ucuz. Almayanı dövüyorlar.

 

Ekran kartı: Sapphire HD7770 GHz Edt.

Masaüstünde bir iş yapmadığınızda 3 Watt yakan bir ekran kartı… Basınca da gidiyor. Fiyatına göre yeterli performans, performansa göre makul bir fiyat. Elbette seçenek çok fakat Sapphire’a güvenimiz tam. Frostbite 1.5 ile tüm ayrıntılar açık şekilde 1920×1080 çözünürlükte  Battlefield Bad Company 2 oynatıyor, hastasıyız. Bu kartın soğutucusu Sapphire’ın VaporX’lerinden değil ama saatlerce süren oyun seanslarında bile kesinlikle duymuyorsunuz.

 

Sabit sürücü: Kingston HyperX 3K 120 GB SSD

Oyun makinesi olur da SSD olmazsa tam olur mu? Biraz hızlı; birkaç saniyede açılan veya kapanan, oyunlarda yükleme süresini kısaltan bir ürün. Dizüstü bilgisayarımdaki SATA 2 arayüzüyle ve yeni makinemdeki SATA 3 arayüzü arasındaki farkı bu ürünle anladım, o kadar diyeyim.

 

Optik sürücü: Samsung SH-S222BB DVD-RW

Herhangi bir optik sürücü; zaten nadiren kullanıyorum.

 

Güç kaynağı: InWin Commander 650 W

Daha evvelden test sistemlerinde 1200 Watt değerinde olanını kullanmıştım; tabii arada 3-4 sene geçti. Commander serisi hâlâ taş gibi. Sökülebilir sistem hem iyi hem de dar kasalar içinde yol bulmak biraz zor olduğundan sabır testine dönüşebilir, şimdiden söyleyeyim.

 

Kasa: InWin Dragon Slayer

Bilgisayarımın ismini aldığı kasa. Standart bir ATX kasadan birazcık, markalı makul midi tower kasalardan ise oldukça küçük bir ürün. İçine herhangi bir ekran kartı girebilir (ekran kartının denk geleceği yerin karşılığında disk yuvası yok). İçinde çalışması elbette normal boyutlu kasalar kadar kolay değil. İçinde gelen fanlardan sadece bir tanesi ana karta bağlanabiliyor, dolayısıyla rahat rahat ayar yapmak için bir tane ön panel fan ayarcısına ihtiyacınız olacaktır. Doğrudan güce bağladığınızda fanlar bağırmasa da ciddi bir uğultu oluşturuyor (özellikle onları bastıracak bir ekran kartınız olmadığında).

 

Geri kalan işler


İşletim sistemi olarak, daha evvelden dizüstü bilgisayarıma kurduğum Windows 7 Ultimate işletim sistemini kullandım. Lisanslı yazılımı doğru kullanmak adına dizüstü bilgisayarımı da yeniden kurarak kendi Windows 7 Professional sürümüne geri döndürdüm. Tam bir çılgınlık… Sonra, laf aramızda, dizüstü bilgisayardaki SSD’yi çıkarıp bi mekanik disk taktım, üzerine de biraz kurcalamak için Backtrack 5 kurdum.

 

Sistemimiz Ejderkesen bu. Makineyi geçen ay dizüstü bilgisayarımla kullanmak için aldığım Asus ProArt PA238Q monitör ile kullanıyorum. Monitörün esas uzmanlık alanı renk doğruluğu ve kullanım esnekliği de olsa oyunlarda iyi vakit geçirmemi sağlıyor. Yakın zamanda iki tane 2,5’ten 3,5/5,25, çevirici alıp eskiden kriptolu yedekleme için kullandığım 250 GB’lık diskleri de sisteme ek depolama birimi olarak takacağım. Her şey şahane olacak. Evet, bir fan kontrolcüsü de iyi olabilir belki. Onun haricinde uzunca süre güncelleme yapmaya gerek olmayacak gibi görünüyor.

Dizüstü bilgisayar şahane bir şey ama masaüstünde daha iyi grafik performansını çok daha ucuza almak mümkün. Bu bahaneyle yeniden yaptık mı bilgisayarları iki tane? Hepimize kolay gelsin. 🙂

 

 

 

 

Tablet kime gerekir?

Perşembe, 2011.03.24

Herkesin tartıştığı, Apple bağnazlarının daha da alevlendirdiği tablet meselesine pek fazla gözardı edilen tarafından bakmak lazım: Gereklilik.

Steve Jobs’un iş konusundaki dehasını küçümseyecek değilim. Kendi kurduğu şirketten kovulan, sonrasında (arada) Pixar ve Next’i kurup tekrar koltuğuna döndüğü gibi iPod çılgınlığını başlatan Jobs’un her sözü bir pazarlama dersi gibi dinlenmelidir. Elbette iPad ve iPad 2 tanıtımlarında yaptığı konuşmalar da oldukça ikna ediciydi; hepimizin bir tablete (hatta sadece iPad’e) ihtiyacı var!

Özellik kadar sunum da önemlidir

Teknik üstünlük her zaman ürünü sattırmaz. Öyle olsa OS/2 ölmez, tek kullanıcı dostu *nix sistem MacOS olmaz (evet GNU/Linux kullanan birisiyim ama maalesef farklı farklı derlemeleri de olsa hâlâ MacOS’a biraz uzak) papatyalar solmaz… falan filan. Pazarlama da burada devreye giriyor aslında. iyi ürünü en iyi yapan şey bu küçük dokunuş. Apple ürünleri de, her ne kadar benim gözümde satıcısı sahibi olarak kalsa da, çok başarılı. Bu katma değer?!? ve Steve Jobs’un ürünlerine yıllardır yansıyan ikna kabiliyeti bir araya gelince herkes “bir tablet de ben alacağım” derdine düştü.

 

 

Üretim ve tüketim yaklaşımı

Tabletler, veriye erişim sırasında kullanılmak için üretilmiş şeyler. telefonun ekranını siz görebilirsiniz ama birkaç kişi belirli bir şeyi izlemek, değerlendirmek veya tartışmak istediğinde bir cep telefonuyla yapabileceğiniz şeyler sınırlı. Oyun oynamak, bilgiye erişmek, kısa mesajlar göndermek için tablet, yanında kocaman bir bilgisayar taşımak istemeyenler için biçilmiş kaftan. Yani bilgi üretmek değil tüketmek (erişmek de diyebiliriz, daha kibar) için herhalde tabletten daha iyisi yok. Tamam pil ömürleri elektronik kitap okuyucular kadar değil ama en nihayetinde renkli, büyük, şık ve çekici olduklarını söyleyebiliriz.

Veri üreten insanlar için ise insan arayüz aygıtlarına sahip olmamaları ve bağlanabilirlik seçeneklerinin kısıtlanması nedeniyle  tabletler pek fazla işe yaramayabilir. Eminim dokunmatik klavyeyle birkaç bin vuruşluk kısa bir makale bile yazmak istemezsiniz. Harici klavye ve işaretçi (fare ve benzeri şeyler) çözümleri elbette var ama yanınıza eklediğiniz yükten sonra hafif dizüstü bilgisayarlar ve tablet arasındaki yük farkını kapanacağı için bu noktada mantığı sorgulamak gerektiği kanısındayım.

Kendi adıma, geldiğim şu noktada, ne yapacağım ben tableti diyorum. Belki bir gün işime yararlar, kim bilir.

 

 

Hacker’ın bilgisayarını çalanın sonu…

Salı, 2010.12.28

Güvenlik konferansı Def Con‘un on sekizincisinden bir videoyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu videoda bir heykır’ın bilgisayarını çalanın (veya çalındıktan sonra kullananın) başına neler geldiğini eğlenceli bir şekilde izleyebilirsiniz. Tabii kendisini bir güvenlik uzmanı olarak tanımlayan bir kişinin veri güvenliği açısından ne gibi ihmalkârlıklara imza attığını da görünce şok geçirebilirsiniz. Ya da geçirmezsiniz ama kendi kendinize ben ne yapıyorum, yuh bana diyebilirsiniz.

Bu videodaki içeriklerin memleketimin kanunlarına göre (en azından burada icra edilse) suç kabul edilebileceğini tahmin ediyorum. Ama nasıl olduysa ABD’de yayınlanmasında bir sakınca görmemişler. En azından kişisel hayatın gizliliği gibi şeylere aykırı. O sebeple göreceğiniz şeylere hazırlıklı olun ve sorumluluğunu alarak izleyin. Videonun dili İngilizce. Sunumu yapan kişi ise MIT’den Dr. Zoz Brooks.


Lenovo IdeaPad Y550 ile dokuz ay

Pazartesi, 2010.10.11

IBM’den Lenovo’ya geçiş sürecinde insanların algısı “Bu Lenovo da ne ki?” sorusuna takılmış kalmış olabilir ama bu kadar uzun süre bana sorunsuz biçimde dayanabilen bir ürün sunabilen üreticinin kendisini kanıtladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Dokuz ayı aşkın süredir kullandığım Lenovo IdeaPad Y550 hakkındaki yorumlarım burada.

Hafiften sürdürüyor da olsam muhabirlik hayatımın bitişi ve güncecilik hayatımın başlayışında beni tekrar selamlayan Lenovo tarafından tedarik edilen bir dizüstü bilgisayarı gündelik olarak kullandığım biliniyor. Kullanmaya başlayalı dokuz ay olan Lenovo IdeaPad Y550 model dizüstü bilgisayara genellikle oyun amaçlı kullanmaya başlamam sebebiyle Dragunov ismini vermiştim.

Ucuz ve iyi bir işlemci olarak geçen senenin 2000 TL
civarında satılan bilgisayarlarını süsleyen P8700

Bir yıl içinde üç defa LCD panelinin aydınlatma sistemi bozulan Geisteskontakt sebebiyle tek bilgisayarım haline gelen Dragunov beni aylardır takılmadan götürüyor.

Teknik Özellikler

Intel Core 2 Duo P8700 işlemci
Nvidia GeForce GT 240 M ekran kartı
2×2 GB DDR3 1066 MHz bellek
500 GB SATA sabit disk
15,6 inç 1366×768 ekran
Adaptörle ~ 3 kg ağırlık
802.11 n kablosuz ağ
Bluetooth 2.1+EDR
Gigabit LAN
Birkaç defa kullandığım DVD yazabilen optik sürücü
Windows 7 Home Premium Türkçe 64 bit


Hiç kullanamadığım PhysX, CUDA ve DC 4.1 destekleri…

Katılamayan yazılım değerleri

İç bileşenler anlamında Intel, Nvidia ve AMD gibi genel tedarikçilere göbekten bağlı olan üreticilerin ürünlerine katma değer sağlamak amacıyla yaptığı birçok eğlenceli uygulama var. Açıkçası bu tür uygulamalar sadece sistemi ağırlaştırmaya yarıyor. Lenovo IdeaPad Y550 ile gelen bu uygulamalardan sadece VeriFace isimli, kameraya “klark çekince” giriş yapmamı sağlayan yazılımı kullanıyorum. Onu da şifreleme için kullandığımı söyleyemem. TPM ve parmak izi okuyucu olsa feci sevinirdim fakat Lenovo bu tür özellikleri sadece iş kullanıcılarına yönelik Thinkpad serisinde sunuyor.


Hiç basmadığım o tuş.

IdeaPad Y550 üzerinde birkaç özel işlev tuşu da mevcut fakat yedekleme ve kurtarma için olanı hayatım boyunca kullanmayacağım sanırım. Ayrıca Desktop Navigator yazılımı ve kendisi için ayrılan denetim tuşları da çok gereksiz olmuş (dost acı söyler). Elbette 2+1 ses sistemini yönettiğiniz Dolby Theater tuşu Windows altında gerekli arayüzü etkinleştirdiği için ara sıra kullanılıyor. Hoparlörler gördüğüm en iyisi değil ve duyduğum en müthiş sesi vermiyor ama eğlence bilgisayarı iddiasının altını yeteri kadar dolduruyor diyebiliriz. Güç düğmesinin yanındaki “sistem kurtar” tuşu ben temiz kurulum yaptığım için hiçbir işe yaramıyor.

İç ve dış güzelliği

Dayanıklılık anlamında, ekranın menteşelerinin biraz gevşemiş olması ve klavyenin ile çevre bağlantıların biraz tozlanmak haricinde hiçbir kusuru olmaması sevindirici. Koyu renkli de olsa parlak dış yüzeyde leke ve çizik görülebilir. Klavye ve çevresinin beyaz olması kiri çok gösteriyor fakat bununla yaşayabilirsiniz.

Artık Lenovo’da kıdemli kimi bulduysan söylediğim “CTRL tuşunu ne olur en sol en alt tuş yapın” cümlesi henüz yeni modellerde de gerçekleşmemiş olsa da basit (ve modele göre pek de resmî olmayabilen) bir BIOS güncellemesi ile küçük ama yerli yerinde bir CTRL ile olması gerekenden iri ama haddini bilen bir FN tuşuna sahip olabiliyorsunuz.

Fn ve CTRL tuşlarının kullanım sıklığı. Bir ay önce tamamen kırmızıya boyanan iki tuştan şu an CTRL görevi gören Fn tuşu tamamen temiz, Fn görevine atanan CTRL ise hâlâ kırmızı.

Bu konuda daha fazla ağlamayacağım ama Türkçe Q (bunu derken bile utanıyorum, Türkçe klavye F’dir; ayrıca onun adı eF değil Fe) en mükemmel klavye dizilimlerini sunan üreticilerden birisi olan Acer’ın bile (diğerlerinden bir tanesi de Sony’dir) Uzak Doğu için üretilmiş bir modelinde FN tuşunu sol altta görünce bunun başka mesele olduğunu düşünmeye başladım. Öhm, neyse delirtmeyin beni.

Fiziksel dayanıklılık yanında içerideki bileşenlerin de zor şartlar altında ayakta kalabilmesi önemli bir etken. Şimdiye kadar aldığım mavi ekranların bir tanesini aşırı yüklenen sanal makinelerin bellek hatası üretmesi, diğerini ise saatlerce süren oyun seansı ve art alan yazılımlarının ürettiği bir arıza sonrası almış olmam donanımsal anlamda yüksek bir kalitenin sunulduğunu gösteriyor. Bana bu kadar dayandıysa…


Ekran kartının artık güncel oyunlarda (Battlefield: Bad Company 2 diyelim) yetersiz kalması sebebiyle denediğim hız aşırtma işleminde bile saatlerce erimeden çalışması benzer yapıyı paylaşan Ideapad Y serisinin genel olarak verimli ve dayanıklı bir soğutma sunduğunu gösteriyor. Tabii performansı bu şekilde köklediğinizde sessiz durduğunu düşünmeyin, yapması gerektiği kadar gürültü yapıyor.

Port yerleşimlerinin bazıları akıllıca velâkin İKİ TANE USB YUVASININ NEDEN YAN YANA SAĞ ELİN ALTINA YERLEŞTİRİLDİĞİNİ ANLAMAK ÇOK GÜÇ! Optik sürücü öne alınsa ve o yuvalar yan yana dursa bile arkaya doğru konumlandırılsa çok daha iyi olurmuş. Şimdi bol keseden atıyorsun, bekâra karı boşamak kolay diyenler çıkabilir; fakat ürünün içinin gayet ferah olduğunu ve yapanın nasıl yaptığını az çok bilen birisi olarak mümkün diyorsam mümkündür. 🙂

Sonuç olarak…

Lenovo IdeaPad Y serisi genel olarak olumlu bir izlenim bırakıyor. Kırpılmış özellikler için genellikle IdeaPad Z serisi konumlandırılmış olsa da bu cicili bicili ama kullanışsız özellikler yanında donanımsal yeterliliğin de azaltılması anlamına geldiği için Lenovo’nun IdeaPad Y serisi üzerinde verdiği paranın hakkını söke söke alan kullanıcılar için biraz tadilat yapması şart.

Oyun ve ağır yük için iş altına rahatça yatacak ve buna uzun süre dayanabilecek bir ürün serisi olduğunu bana kanıtlamış durumda. Şu sıralarda Intel’in bir Core i7 işlemcisini taşıyan bir üst model IdeaPad Y650 daha yüksek oyun ve iş performansı sunuyor. Hırpalanmasın diye çok da nazik kullanmanız gerekenmeyen bir oyun ve eğlence bilgisyarı arıyorsanız bakmadan geçmeyin.