Archive for the ‘İnternet’ Category

Bilgiyi saklamak kolay mı sanıyorsunuz?

Cuma, 2011.03.25

 

Malumunuz, bir soruşturma için memleket sathında yazılmış ama yayınlanmamış bir kitap “örgütsel belge” olarak adlandırılıp toplumdan köşe bucak kaçırılıyor. En azından bende oluşan kanaat bu. Elbette işin “dijital belgenin nüshalarını toplayıp imha eden” polisler gibi komedi unsurları da konuyu daha eğlenceli hâle getiriyor. Aslında beni ilgilendiren kısmı da bu.

Haberlerde bahsi geçtiği şekilde aktaracak olursak bir gazete, bir yayınevi ve bir veya birkaç gazetecinin evi basılarak taslak halinde olan bir kitap toplatılıyor. Tabii bu toplatma işi biraz değişik: Fiziksel varlığı olmayan bir şeyi toplatmak fiiliyle ilişkilendirmek mümkün olamaz. Yani çok yanlış bulduğumdan demiyorum, teknik imkânsızlıklardan bahsediyorum. Dijital bir belgenin onlarca kopyasını çıkartmak, belgeleri gizlemek, çeşitli sistemlerle varlığının sürmesini sağlamak ve benzeri konular çok kolay. Elbette bu işleri kovuşturan kolluk kuvvetlerinde de bu işten anlayan birileri vardır velâkin bilginin yayılmasını engellemek çok zordur.

 


Bu bir şifreleme makinesi. Yakında her şeyimizi bunun 21. yüzyıldaki

benzerleriyle yapmaya başlarsak şaşırmayın. Fazlaca takip ediliyoruz.

 

İşin hukukî boyutunda ise bu tür durumlar iletişim özgürlüğüne tecavüz boyutuna geldiği için birilerinin dur diyeceğini beklemekten başka çare yok gibi görünüyor. Sonuçta  sistemler hangi amaca hizmet ettiklerine göre değer kazanırlar; güvenlik kamerasıyla insanları fişleyebilirsiniz veya sadece bir sorun olduğunda başvurmak için kayıt yapabilirsiniz. Burada vatandaşın devlete güvenmek ve onu denetleyecek sistemleri talep etmekten başka şansı yok gibi görünüyor.

 

Bu noktada internette rastladığım önemli bir vurguyu da eklemeden geçmek istmiyorum: Bir ünlünün pornosu olsa herkeste kolayca bulunurdu ama bir kitabı bulmak mümkün değil. Garip bir ülkede yaşıyoruz.

 

 

 

Pixar’ı alan bunu da aldı

Pazartesi, 2011.03.14

 

Mart ayının başlarına doğru gelen bir haber işi yakından takip eden arkadaşlar için çok heyecan verici bir gelişmeyi duyurmuştu. Animasyonlar anlamında kendisini ispat etmiş Pixar’ın Disney tarafından satın alınması çok da garip karşılanmamıştı. Tamamen animasyon (Toy Story) veya animasyon destekli canlı filmlerin (Transformers) çıkardığı işler yabana atılacak cinsten değil. Yeni gelişme ise biraz daha web standartlarına ilişkin bir haber.

Rocket Pack’i ilk HTML 5 Facebook oyunu olan Warimals ile büyüklerin ilgisini çekmiş bir geliştirme arayüzü. Aslında bu tür sistemlere HTML 5 oyun motoru diyorlar. Yani gelişmiş bir HTML + JavaScript kütüphanesi. Oyun geliştirme amacı taşıyanların işlerini kolaylaştıran ve sıfırdan yazılacak binlerce satır kodu yazmak yerine projenin kendisine yoğunlaşmalarını sağlayacak bir şey.

Kavuştuğu haklı ünden sonra Disney tarafından satın alınan Finlandiyalı Rocket Pack, Disney kahramanlarının oyun olarak hayatımıza girmesini hızlandıracak teknolojiye sahip. Şimdi geriye Disney’in bu teknolojiyi nerede ve nasıl kullanacağını görmek kalıyor.

 

 

Altı yaprak üstü bulut

Pazartesi, 2011.01.10

Son zamanların en gözde konusu olan bulut bilgi işlem her ne kadar “dosyalarıma her yerden erişiyorum” kısmında takılıp kalmış gibi görünse de yakın vakitte, internet altyapısı izin verirse, daha farklı hizmetlerin kiralanabilmesini kolaylaştıracak. Önündeki engeller, kafada kalan sorulara verilebilecek birkaç cevabı özetleyeyim.

Bulut bilgi işlem konusu her ne kadar yeni gündeme oturmuş olsa da en ilkel uygulaması olarak “e-postalarımızın internet üzerinde durması” kavramıyla, farklı bir isimle hayatımıza girmiş bir şey. Elbette o zamanki adı, özellikle veri depolama alanının sadece e-posta ile ilişkilendirilmesi sebebiyle, internet tabanlı e-posta olarak anılmış, “bilgisayara indirilebileni yok mu bunun?” soruları arasında hakir görülmüştü. Tabii şimdi geldiğimiz nokta her şeyi tarayıcı vasıtasıyla halletmek ve gerekirse bulutta duran bilginin bir kısmını (bakınız: Offline Gmail) bilgisayarda tutabilmek. Hatta mümkünse her türlü yazılı belgeleri, fotoğrafları istediğimiz kişilerle istediğimiz ölçüde paylaşabileceğimiz ve yetki atamaları yapabileceğimiz biçimde internet üzerinde tutmak sağlam bir akım (kaç amper, ölçemedim ama) olarak kabul ediliyor.

Sığlık ve derinlik

Elbette herkes anlasın diye bulut bilgi işlem olduğundan daha sığ örneklerle açıklanabiliyor. E-postaların, fotoğrafların ve diğer belgelerin her zaman erişim için internette bir yerlerde durması, şirket ağının dışarıya açılması, ayrıntılı yetkilendirmeler, cep bilgisayarlarının dizüstü bilgisayar açmadan büyük oranda iş hayatını devam ettirtebilecek niteliğe ulaşabilmesi… Daha çok örnek sayılabilir. Elbette tek bir erişim aygıtına (evdeki bilgisayar,  telefon v.b.) bağlı kalmama çok güzel bir özellik velâkin daha fazlası verilebilirken bu kadarla yetinmek neden?

Bulut bilgi işlem teknolojisi kullanıcıların bilgi işlem maliyetlerini farklı alanlara daha verimli şekilde kaydırma imkânı sunuyor. Örneğin size belirli bir miktarda performans sağlayacak bir donanım sisteminiz var; tamam çok güzel. Ya yükseltme yapmanız gerekirse ne olacak? Eskisini at, yenisini al… Çok mantıklı gelmiyor. Ne demeye çalışıyorum, açıklayayım.

Satın alma, kirala

Bulut bilgi işlem, kullanıcılara işlem gücü de sağlayabilecek bir teknolojik ilerleme anlamına geliyor. Örneğin, basite indirgeyeyim, işiniz video işleme olsun. Standart PAL çözünürlüğündeki videoları işlemeye yetecek kadar bir performansa sahipsiniz. Peki acımasız Full HD videolarla uğraşmaya başladığınızda ne yapacaksınız? Elbette size yardımcı olabilecek daha fazla işlem gücü kiralayacaksınız. Bütün işinizi özel bir işletim sistemi ve ağ iletişimiyle uzakta, hiç görmediğiniz bir yerde, istedikleri kadar gürültü çıkartıp elektrik faturası kabartan ama sizin asla haberiniz olmadığı dev bir sunucu çiftliğine yaptırdığınızı ve önünüzde ise basit bir kutu, bir monitör ve giriş aygıtları olduğunu düşünsenize… Hayal gibi ama bir sonraki işletim sistemi devrimi bundan başka bir şey değil.

Güvenlik ve pimpiriklilik

Şu hizmet satın alma ve dosyaların bulutta durması gibi kavramlarla birlikte gelen güvenlik sorusu da birçok kişinin aklına düşmüştür. Elbette teknolojinin ilerlemesinde önemli bir kilometre taşı olan bulut kavramı birçok kullanıcının gönüllü olarak elindeki bilgiyi üçüncü şahısların denetimindeki sunuculara göndermesini öngörüyor. Özel hayatın gizliliği konusunda “ulan her yerde kamera var, helâda bile takip edecekler” şüphesiyle yaşayan insanların iş sayısal bilgiye geldiğinde bu kısmı görmezden gelmesi garip. En azından giriş seviyesi bir şüphecilikle ara sıra da olsa mırın kırın etmelerini beklerim. Elbette, güvenliğini sonuna kadar sağlayabilecekse, kişilerin kendi sunucularını kurup yönetmesi ve üzerinde çeşitli hizmetler çalıştırabilmesi güzel olacaktır. Bununla uğraşamazsanız Google’a her şeyinizi teslim etmekten imtina etmek anlamsız. Verin gitsin. Size böyle diyorum ama ben kendi adıma kendi sunucumu yönetmeyi deneyebilirim.

Firmalar boyutunda ise kendi oluşturdukları özel ağ ve sunucular üzerinden çalışan uygulamaların güvenliğini sağlama kısmı ağırlık kazanıyor. Her ne kadar kullanıcı tarafında firma tarafından uygulanacak üst düzey şifreleme algoritması birçok sorunu bertaraf edecek gibi görünüyorsa da verilerin ulaştığı noktada (kişisel bilgisayar, tablet, telefon, neyse ondan) başka sorunlar ortaya çıkması muhtemel. Elbette dizüstü bilgisayarını tren garında unutan MI:6 ajanlarından biraz daha dikkatli olmak ve disk şifreleme konusuna birazcık da olsa önem vermek her şeyi çözebilecek güce sahip.

Madem buraya kadar geldik, yazıyı sazlı sözlü bitirelim. Konuyla ne kadar ilgili olduğuna siz karar verin. In Flames‘ten gelsin: Cloud Connected.

Facebook’ta bir garip sansür

Çarşamba, 2010.12.08

Özellikle virüs koruması yanında güvenlik duvarı hizmetleri sağlayan yazılımların önemli bir bileşeni olan kullanıcı kaynaklı itibar yönetimi sistemleri, herkesin bilgi sunabildiği ve bu şekilde kendiliğinden keşfedilemeyen sorunların anlaşılmasını sağlayan önemli bir sistem. Aynı itibar denetim sistemleri toplumsal kitle iletişim ortamlarında da kendisini göstermeye başlamış durumda. Elbette işin içine din, siyaset, dünya görüşü ve bunlar gibi ucu bucağı olmayan konular girince iş çığırından çıkıyor. Meşhur “kime göre, neye göre” sorusu sorulmaya başlandığında olay şu hale gelebiliyor:

Resmin büyük hali için üzerine tıklayın

Kimine göre ağzı bozuk gençler olan ama benim haber tarzını sevdiğim The Inquirer sitesinin yayınladığı Vatikan hakkında “atıp tutan” bir habere karşı gösterilen tepkiler sonucu Facebook bu haberin “çok fena” olduğuna kanaat getirerek yayınlanmasını engelliyor. Elbette ben de “neresi sakıncalı ulan?!?” diyerek şikayeti şikayet ettim fakat bilmem kaç trilyon tane mümine karşı fazla şansım olduğunu düşünmüyorum. Benzer sorun Trend-Micro’nun olur olmaz siteleri (örneğin T.C. Millî Eğitim Bakanlığı) engelleyen web itibar sisteminde de yaşanıyor. Ayrıca garip ülkemde değişik vatandaşların “tu kaka” dediği internet siteleri de katalog suç kapsamında değerlendirilip mahkeme kararı olmadan tedbir olarak kapatılıyor.

İnsanların fikirlerini belirtmeleri güzel şey fakat sansüre doğru koşar adım yola girildiğini ne zaman anlayacağımızı merak ediyorum. İş işten geçmeden kitlelerin demokratik hak ve özgürlüklere tecavüz etmesini engellememiz gerekiyor. Bilginin en hızlı aktığı ve aynı hızda önünün kesilebildiği internet ise bu savaşın verilmesi gereken öncelikli mecra olduğunu düşünüyorum.

YouTube tekrar kapanacak mı?

Pazartesi, 2010.11.01

Türkiye’de internetin özgürlük savaşı haline gelen YouTube memleketime geri gelir diye pek sevindim velâkin on beş dakika önce yapılan bir basın duyurusunda gelişmelerin bu yönde olmayacağı bilgisini verir nitelikte. Zira Google telif hakkı ihlali bahanesini kabul etmemiş gibi görünüyor.

Google’ın Türkiye’deki halkla ilişkiler ajansı Grayling’den 1 Kasım 2010 saat 21:15’te gelen açıklamayı nokasına dokunmadan kopyalayıp yapıştırıyorum:

YouTube yetkilileri yaptıkları açıklamada; ‘’Geçtiğimiz haftasonu YouTube hakkındaki erişimi engelleme kararı Türk mahkemesi tarafından kaldırıldı ve Türkiye’deki kullanıcılar 2 yıl gibi bir sure sonrasında tekrar siteye erişim imkanına sahip oldular. Erişim engelleme kararı, küresel çapta bir hizmetimiz olan YouTube.com’da bulunan, Türk kanunları kapsamında yasalara aykırı sayılan fakat halihazırda Türkiye’deki kullanıcıların erişimine kapatmış olduğumuz bir takım videoların global olarak siteden kaldırılması talebi sonucunda işleme konmuştu. Bu talebi, Türkiye kanunlarının Türkiye dışında geçerli kılınma zorunluluğu olmadığına inandığımızdan geri çevirdik.

Erişim engelleme kararı, Türkiye’de Internet Kurulu tarafından Almanya’da bulunan bir şirketin mevcut ‘otomatik telif hakları şikayet’ mekanizmasını kullanarak, YouTube.com’dan söz konusu videoları silmesi sonucunda kaldırılmıştır. Konuyu araştırdığımızda, bu videoların telif hakları politikamızı ihlal etmediği sonucuna vardık ve videolar Türkiye’den ulaşılamayacak bir şekilde yeniden siteye yüklendi. Türkiye’deki kullanıcılarımızın YouTube’a sorunsuz bir şekilde erişmeye devam edebilmelerini diliyoruz.’

Her ne kadar hakaretten değil telif  haklarından dolayı bu işten kurtardık dediysek de kaziye-i anha öyle değilmiş. Hz. Google telif hakkı sahibinin başvurusunu dikkate alıp tedbir olarak videoları kaldırdıktan sonra “yok be iyiymiş böyle, valla bizim kullanım şartlarımızı ihlal etmiyorlar. Size kolay gelsin” demeyi tercih etti.

Garip bir çelişki

En komik durum ise bize zaten teknik olarak görüntülenemeyen videoları başkalarının görmesini engellemese de iptidai biçimde bu yayını yapan siteye erişimi engellemek olsa gerek. Daha da bir şey demiyorum.

YouTube gelir paldır küldür…

Cumartesi, 2010.10.30

Video paylaşım ve telif hakkı ihlal sitesi YouTube, Türkiye’deki engelinden kurtuluyor. Elbette bu engelden tam olarak bizim istediğimiz gibi kurtuluyor diyemeyiz zira bazına yansıyan en güncel haberlere göre Mustafa Kemal‘e ve diğer karşı saygısız davranılmasından ziyâde telif hakkı başkasına ait olan görsel malzemenin kullanılması sebebiyle bahsi geçen videolar kaldırılmış durumda. Yani bu kadar zamana rağmen esas meselede bir karış mesafe gidilmiş değil.

Esas meseleden kastımız elbette ifade özgürlüğü ve hakaret arasındaki çizginin yeterince keskinleşmemiş olması. Gerçi bu konunun tam bir çözümü yok, gri alanı genişlettiğiniz zaman da iş çözülmüyor her şeyi serbest bıraktığınız zaman da… Velâkin YouTube açılırken birçok kişinin sandığı üzere “hakaret içerikli videolara karşı yürütülen bir çalışma” sebebiyle kaldırılan malum hakaret videolarından bahsedemiyoruz.  Sebep tamamen hak takibi kendisine devredilen bir kuruluşun YouTube yönetimine “telif hakkı ihlali var” diyerek hakaret videolarını kaldırtması ve mahkemenin de haliyle nedenini çok takmayarak “ilgili videolar kaldırıldı , açın tamam” diyecek olması.

Fikrî mülkiyet über alles

Gündelik hayatımda bir fikrî mülkiyet kuruluşunda çalışıyor olduğum için… Cümleye öyle bir başladım ki duyan geceleri Batman’im sanacak. Neyse, bir fikrî mülkiyet kuruluşunda çalıştığım için beynelmilel anlaşmaların nasıl yürüdüğünü, özellikle ecnebi menşeli kurumların başlarına gelebilecek şeylerden ötürü fikrî mülkiyet konusunda ne kadar duyarlı olduklarını ve fikrî mülkiyet kurumlarıyla ne derece muhteşem uzlaşmalara vardıklarını az çok biliyorum.

Temel hak ve özgürlüklerin yerini almaya başlayan maddiyata dayalı haklar ve özgürlükler bizi insanlıktan biraz daha uzaklaştırıyor.

Her ne kadar bu işin bir şekilde çözülmesi hoşuma gitse de fikrî mülkiyet kanunlarının ve kapitalist piyasa düzeninin emriyle değil “yuh lan böyle hakaret ve nefret kusma insanlığa yakışmaz, kaldırın ulan bunları” mantığıyla çözülmesini isterdim. Bu vesileyle insanlığın geçer akçe olmaktan çıktığını da görüyor gibiyiz sanki.

…gel de Telekom beni güldür

Başlığa dönecek olursak, bizimki gibi iki buçuktan üçüncü dünya ülkelerinde en büyük sorunlardan birinin internet kullanımının yaygınlığı ve önündeki sınırlar olduğunu belirtmek gerekiyor. İnternet önündeki engellerin birincisi ise yetersiz altyapının getirdiği sorunlar. Son zamanlarda özellikle YouTube önündeki engellerin memleketteki internet erişimini özellikle de yurt dışındaki sunuculara bağlanan oyun severlerin oyun deneyimlerini olumlu yönde etkilediğini söylemek yanlış olmaz.

Ağır ol! O kadar da hızlı değil Deathwing…
Ya da “yar yine bana haram geceler”.

Bundan iki-üç sene kadar önce mevcut ADSL internet hızlarının 8 Mbit/s hızlara çıkarıldığı zaman birçok Türk oyun grubu World of Warcraft ve benzeri, sunucuları yurt dışında olan, çok oyunculu oyunlara ara vermişti. Hatta birçok arkadaşımın “yerel bir önbellek kurulsa da millet porno ihtiyacını oradan karşılasa, biz de rahat rahat oyun oynasak” biçiminde  serzenişte bulunduğunu hatırlıyorum. Her ne kadar YouTube yasaklıyken bile Türkiye’den en çok girilen sitelerden birisi de olsa yine benzer bir durumun yaşanacağını tahmin etmek zor değil. Sonuçta birileri teknolojiden diğerleri kadar anlamıyor ve eskisi kadar çok video izlemiyor durumdaydı.

Krizin eşiğinde

Yeni bir internet bağlantısı krizine hazır mıyız? Pek sanmıyorum. Eğlence sektörü kadar interneti iş için kullanan (evet, böyle insanlar da var. İnanılmaz ama var! Dün gördüm!) kişi ve kurumları bir süre daha süründürecek internet sıkıntıları ne kadar sürede aşılır bilinmez ama altyapılarının memleketin internet ihtiyacını karşıladığını iddia eden kurumların suratına çarpacak olan tokat umarım bizleri fazla etkilemez. Dilerim ben yanılırım.

YouTube nihayet açıldı mı?

Cuma, 2010.08.27

Şu sıralarda herhangi bir vekil sunucu kullanmadan, sadece farklı DNS kullanarak YouTube’a erişebiliyorum. Bu durum hem TTNet kullanılan iş yerimde hem de 3G hizmeti aldığım Vodafone üzerinden hem de az önce denettiğim bir arkadaşımın hizmet sağlayıcısı üzerinden sınandı. Sonuç: görünüşe göre YouTube için IP engellemesi şu an için mevcut değil.

Belki de durum geçicidir; fakat gün boyu YouTube’a farklı hizmet sağlayıcılarla erişilebildiğini görmüş olduk. Bakalım bu durum ne kadar daha devam edecek ve resmî bir açıklama gelecek mi?

İnci’li internet bir başka

Perşembe, 2010.07.08

İnci Sözlük’ten haberiniz yoksa, bu yazıyı hiç okumayabilirsiniz. Zira okuduklarınız sonrasında karşınıza çıkacak olanlar sizi rahatsız edebilir.

İnci Sözlük, bir katılımsal sözlük (collaborative dictionary) çalışması; tıpkı memlekette meşhur olan Ekşi Sözlük ve uluslararası çapta üne kavuşmuş olan Urban Dictionary gibi. fakat İnci Sözlük insanlar daha “geniş takıldıkları” ve kullanılan dilin daha içten olduğu bir ortam. Her ne kadar bazı insanlar buna “alt benlik” gibi yakıştırmalar yapsa da, kendimiz belirli davranış kalıplarına sokmadığımızda veya sokmak zorunda hissetmediğimizde ortaya çıkan durum bundan farklı olmasa gerek. Bu nedenle İnci Sözlük ilk başta “Ekşi Sözlük’ün daha geniş bir benzeri” olarak nitelendirildi. Elbette bu durum hâlâ yüksek oranda geçerliliğini koruyor velâkin İnci Sözlük farklı bir oluşumu da beraberinde getiriyor.

İnci İnci söyle bana…

İnci’nin esas amacı olarak görülen “Ekşi Sözlük ile beraberinde yarattığı algı ve aktarım samimiyetsizliğine karşı duruş” ile ilgili güzel bir gözlemi aktarmadan İnci’nin şu anda geçerli olan esas yeteneğine geçiş yapmak istemedim.

işin özü inci sözlük kimsenin arka bahçesi değil, kimsenin çocukları da değil. küfürbaz, eğitimsiz, cahil kimseler olmadığı gibi internet aleminin anarşistleri de değil. birbirleriyle ve belki başkalarıyla da eğlenen insanlardan oluşuyor. biz kadar günahkar, biz kadar masum. ne ağır sosyolojik tespitleri hak eden ne de gözardı edilmesi gereken bir yer. kanaatimce ekşi sözlük’e klişelerini düşündürtmesi gereken, sevenlerinin eğlendiği sonu meçhul olan site. o yüzden keyfini çıkarın derim.

Bu yazının tamamını yine İnci Sözlük’te gördüm. Tamamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Eh gördüğünüz üzere buradaki başlık bile küfürlü; velâkin bu bir alt benlik üst benlik çatışması, ahlâkî çöküntü veya toplumbilimsel bir felâket değil. Buranın genel olarak yayıncılık biçimi bu. Nasıl Ekşi Sözlük, alıntı yaptığım eleştiri yazısında olduğu gibi, insanları damıtık düşünceler sunmadıkları zaman insanları  bayağı olarak addedip yerin dibine sokma konusunda ciddi bir eğilime sahipse İnci de seviyenin yükselmesi durumunda rahatsız oluyor (ne kadarı kinaye ne kadarı ciddi, siz karar verin).

İnci sever!

İnci Sözlük, aynı zamanda, sürekli konuşulup nadiren işe yarar bir şeylerin yapıldığı toplumsal kitle iletişim (social media) araçlarına yeni bir soluk da getirdi. Her ne kadar kitle iletişim araçları İnci’den rahatsız ve yer yer onun kurbanı da olsa, bu İnci’nin de bir kitle iletişim aracı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hatta toplumu aptal yerine koyan bazı olaylara müdahale ederek işi dışarıdan izleyenler için eğlenceli hâle getiriyorlar. Bazen de sadece eğlence olsun diye yapıyorlar elbette.

Artık iyiden iyiye internet tabanlı “flash mob” operasyonları da gerçekleştiren İnci’yi takip etmek bazen “yuh bu kadarına da…” dedirtse de genellikle eğlenceli. Özellikle meşhur bir şarkıcımızın klibinin oylandığı bir ankette “tanımıyorum kısmını işaretleyin” çalışmasında çok eğlenmiş, “Beyler yeni site var, ziyaret ediyoruz” gibi bir başlıkta cia.gov ile karşılaşınca bastığım kahkaha ile yeri göğü inletmiştim. Elbette Facebook’un çeviri açığını kullanıp yere göğe İnci yazılması başarısını da es geçmemek gerekiyor. Twitter açığından hiç bahsetmiyorum.

Kendisini geliştirmek için insanın yine kendi kötü yönlerini gözlemleyip, kendisine bir şeyler katabilmesi büyük erdem olsa gerek.

İnci’nin başarıları ve eğlencesi devam edecek. Elbette bu başarıyı “tu kaka ne başarısı o” diye itham edenler olacak. Toplumsal açıdan bakarsak, bize sürekli ezberletilen biçimiyle başarı altın madalyadır, vidanjörle mahalleyi kaka selinin almasına engel olmak değildir. İnci, ince ince uyarısını yapıyor. Dikkate almazsanız etrafı kaka seli götürürken altın madalyalarınızla çok fazla sevinemezsiniz.

Yok bizim ayıp ayıp yazılara bakamayız öyle, derseniz sizi, insanın kendisine karşı dürüstlüğünün en önemli erdemlerden birisi olduğunu sıkça anlatan Author paklar.

Rezaletin belgesi: Türkiye’de Google engellemeleri

Perşembe, 2010.06.03

Memleketimizde internet ve sansür konusu çok ileri gitmiş durumda. Geçen yüzyıldan kalma yasalarla interneti değil interneti kullanan herkesi cezalandırıyoruz.

Bu rezilliğin son perdesi Google’a ait bazı IP bloklarının engellenmesiyle meydana geldi. Şu sıralarda oraya buraya erişemiyorsanız, Google Analytics’e erişemediği için siteler yüklenemiyorsa sebebi sansürden başka bir şey değil.

Aşağıda bir internet sağlayıcısının kullanıcılarına gönderdiği bildirim bulunuyor. Elbette bu bildirimde suçlu bu hizmet sağlayıcı değil, bu kararlara imza atanlar. Metni değiştirmiyorum, ismi silmiyorum. Benzer bilgilendirmeyi birçok hizmet sağlayıcı abonelerine yapacaktır diye düşünüyorum.

Bilgilendirme metni

Değerli Müşterimiz,

3 Haziran 2010 tarihinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan firmamıza iletilen karar sebebi ile Google’a ait bazı IP’lere hukuksal nedenlerden dolayı erişim engellenecektir. Erişimi engellenen IP’ler dolayısıyla, Google’in bazı uygulamalarına erişememe ya da yavaşlık yaşanması beklenmektedir.

Bu engellemenin muhtemel etkileri içerisinde;

–  Google web sitesine erişimde sorun yaşanması,
–  Reklam vb. analiz verisi için web sitelerinde Google analytics, Google maps gibi Google uygulamalarını kullanan portal veya web sitelerinde erişimlerin yavaşlaması,
–  Google Toolbar yüklü bilgisayarlarda bazı sitelere yavaş erişme,
–  Web siteleri dahilinde “google search” kullanan alan adlarına erişimde yavaşlama,
–  Firmanıza ait Google uygulamalarıyla entegre ya da Google Search’ a dayalı bir takım uygulamalarınızın bu erişim kısıtlamasından etkilenmesi, söz konusu olabilecektir.

BiRi adsl’in internet erişim performasından bağımsız şekilde, yaşanacak olası erişememe ve yavaşlık probleminden minimum ölçüde etkilenmeniz için konuyu bilginize sunarız.

Saygılarımızla,
BiRi

Fujitsu Primergy güncesi

Perşembe, 2010.02.25

Bir süredir üzerinde çalıştığımız Fujitsu’nun Primergy sunucu ailesine özel günce yayına bir süre önce girdi. Eğer devamını getirirse biz incelemeye devam ederiz. 😉

Tıklayın!