İçerik üretmek ve İnternet’i tüketmek

 

Web 2.0 kavramıyla birlikte içerik kraldır denildi. Sonrasında ise İnternet içerik ve SEO çöplüğüne döndü. Peki, şimdi ne olacak?

Bu yazı ilk olarak Dağ Medya’da 29 Nisan 2013 tarihinde yayınlanmıştır.

Web 2.0 kavramı ilk ortaya atıldığında ve hayata geçtiğinde İnternet genellikle etkileşimsiz, tek taraflı, örneğin medya ve alışveriş gibi alanlarda ise fiziksel benzerlerine göre geride kalan bir mecraydı. Ne zaman insanlar diğer insanlarla etkileşim kurmaya başladı, anlık paylaşımlarla kendi içeriğini hemen, anında üretebilme esnekliğine sahip olmaya başları, işte o zaman dünya daha hızlı dönmeye başladı. Konvansiyonel habercilik, alışveriş ve genel olarak tüm veri iletişimi farklı hale gelmeye başladı.

İçerik kraldır!

Web 2.0 kavramının çıkışıyla birlikte arama motorları ekseninde gelişen ve ilerleyen İnternet hem bir sağlam gelir mecrası olmuş hem de iletişimi hızlandırmıştı. Hatta iletişim kavramı, Türkçede köken olarak bir işteş fiilden gelmesi nedeniyle, bence ilk defa kendi ruhunu tam olarak yakalayabilmişti. Fakat İnternet’in mal satmadan da bir gelir elde etme ortamına dönüşmesi, içeriğe ulaşmak konusundaki en önemli kaynak olan arama motorlarına içerik üreticilerin (aslında reklam gösteren mecraların) daha fazla yönelmesine sebep oldu.

seo

SEO, yani arama motoru optimizasyonu (search engine optimization) arayanların aradıklarına daha kolay ulaşmasını sağlayan bir araçken reklam gösteriminden para kazanma dalgası veya satılan ürünün benzer sitelerden daha önce çıkmasını sağlama çabasıyla gittikçe daha fazla kötüye kullanılır olmaya başlayan bir kavram. En nihayetinde birçok arama motorunda insanlar değil bir yapay zekâ (aslında gelişmiş bir algoritma) bir sayfanın ne kadar değerli olduğunu ve alakadar olduğu için daha yukarıda çıkması gerektiğine karar veriyor. Her ne kadar insanları kandırmak veya gerçekliklerini eğip bükmek genellikle daha kolay olsa da makineler için de bu mümkün.

Gelinen nokta

Artık yalnızca Google AdSense üzerinden gelir üretmek için kurulmuş, klonun klonu içeriklerle iş yapan, daha fenası cevabına sahip olmadıkları soruları bile cevabının olmadığını en az bir fazla tıklama (yani sayfa gösterimi) ile size bildiren; tüm bunlara rağmen aradığınız şeyin en doğru çözümüymüş gibi arama sonuçlarından göz kırpan sitelerden henüz fenalık getirmeyip en saçma haberleri bile en az bir tık sonra gösteren niteliksiz İnternet gazetelerinden oluşan bir İnternet’e sahibiz. Cümlemize hayırlı olsun.

Sektörün kanayan yaralarından bir tanesi de reklam verenlerin mecralar (yani yayıncılar) tarafından sağlanan abuk sabuk çok şişmiş salt tıklanma ve gösterim rakamlarıyla reklamcılık pastasını paylaştırmaya çalışması, katma değerli çalışmaların ve ortaklıkların birçok reklam verene kontrolü zor ve meşakkatli gelmesi. Bu pazarlama hengâmesinin sonucu olarak ise elimize geçen şeyler nitelikli işini sulandırarak daha fazla tık almaya çalışan yayıncılar, zombi siteler, Facebook için sitelerinde “likejacking” yapmaya çalışanlar, sayfalara reklam gizleyip görünmeyen yerde reklam göstermeye çalışanlar gibi saçmalıklar silsilesi geçiyor. Evet, pek de işimize yaradıklarını söyleyemeyiz değil mi?

Çözümü var mı?

İşin kötü tarafı, meselenin çoktan kısır döngüye girmiş bulunması. O çok kral (veya kraliçe, cinsiyet iması olmaksızın kullanıyorum) dediğimiz içeriğin kapitalizmin çöplüğü pazarlama kavramının eksenine girip ancak bu şekilde para eder hale getirilmesi ilerleme açısından elbette pek hoş bir gelişme olmadı. Fakat on sene geriye gidip her şeye farklı bir yön vermemiz mümkün değil. Dolayısıyla farklı bir senaryo üzerine meseleyi çözmeye çabalamamız gerekiyor.

Nihaî bir çözüm bulunmasa da birkaç farklı bacakta sorunu hafifletme kıstasları koyabiliriz. Öncelikle kullanıcılar olarak arama motorlarına daha az güvenmeyi ve daha iyi aramalar yapmayı öğrenmemiz gerekiyor. Bunun yanında arama motorlarının kendilerini (sürekli uğraştıklarını, bazılarının insanlardan mürekkep değerlendirme takımları bile kurduklarını biliyorum) daha da iyi hale getirmek ve zombilere karşı daha etkin filtreleme yapmayı sağlamaları gerekiyor.

İlk adımlardan sonra, her ne kadar kendi arama motorunun optimizasyonuyla kendi reklam satışını yapan arama motorları açısından bir şey yapmak güç olsa da, özellikle yerel pazarlarda hareket eden reklam verenlerin reklamlarının nereye nasıl gittiğini daha sıkı takip etmesi, planlama ajanslarını da bu denetime zorlaması gerekiyor. Şu gelinen noktada içeriğe erişimi paralı yapmak herkesin faydalanabileceği bir yaklaşım değil ama belki ileride, özelleşmiş değerli içerik için bu denenebilir. Elbette gelirinin bir kısmını bu şekilde sağlayan gazete ve dergi siteleri mevcut, hatta birçoğu doğrudan iOS ve Android platformlarında sanal ücretli dergi yaklaşımına bile geçti.

En nihayetinde…

Elbette bütün bu anlattıklarımı sorun değil de daha ziyade özgürlükçü bir eşit rekabet ortamı olarak görenler de olacaktır. Kendilerine bolca selam edip aynı zihniyette teknoloji (özellikle de Avrupa’da ve ülkemizde verilmeyen yazılım patentleri alanında) patentleri nedeniyle sebep olunan saçmalıkları hatırlatmak isterim. Maalesef bu bağlamda küresel garabet genellikle ABD’den de çıksa hepimizi etkiliyor.

 

 

Etiketleri: , , , , , ,

Yorum Yapın

*